Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Malatya
Yıl:2002
Dört arkadaş, Sakarya’dan çıkarak Karadeniz Bölgesi’nin sahilini dolaşarak Artvin-Igdır-Kars-Bingöl yoluyla Elazığ’a girerken hız radarına yakalandık.
Trafik cezasını “yedikten” sonra Malatya’ya girdik. Bir şehir turu attık. 1982 veya 1983 yılında gördüğüm Malatya’yı tanımak mümkün olmadı. Şehir çok büyümüş ve güzelleşmiş…
Vakit ikinde civarı… Malatya’dan Kayseri istikametine doğru çıkmak üzeriyiz. Yol kenarında bulunan ve kodu yoldan epeyce düşük bir cami önünde ihtiyaç molası verdik.
Caminin alt katında bulunan şadırvanı güzel yapılmış ancak su kanalları sigara izmariti, kâğıt ve çöple dolmuş… Sabunluklarda sabun var ama sabunluk ve sabunların yıkanma ihtiyacı var. O kadar kirliler ki… Görünüm o ki burayı uzun zamandan beri hiç kimse temizlememiş…
Birlikte olduğumuz arkadaşlarımızdan (şimdi merhum) Doç. Yılmaz Güney’in huyudur, nerede bir olumsuzluk görse, hemen müdahale eder. Nerede bir kirlilik görse, hemen temizlemeye kalkar… Kir ve kirliliğin cinsi de önemli değildir… Ona göre “kirlilik, kirliliktir, kalitesi önemli değildir”. Hoca, burada da üzerine düşeni yaptı…
Yılmaz Hoca, kollarını sıvayıp, yandaki süpürgeyi alarak şadırvanı temizlemeye başladı. Ben de “bari sabunlukların temizliğini de ben yapayım diye” işe giriştim.
İşimizi “alnımızın akıyla, tam olarak” bitirmiştik ki, sonradan polis memurları olduklarını öğrendiğimiz, iki genç geldi. Park ettiğimiz aracımızın plakasına bakarak:
— Amca, bu 54 plaka nerenin plakası? Diye sordu.
Ben de:
— Sakarya yani Adapazarı, dedim.
Bunun üzerine şu soruyu yönelttiler:
— Siz ne iş yapıyorsunuz, Sakarya’da?
— Biz Sakarya Üniversitesi’nde çalışıyoruz.
— Göreviniz ne?
Sorunun en zoruna geldik. Şimdi bu soruya ne cevap versek doğru yapmış oluruz?
Şayet:
— Ben, Profesörüm ve İktisat Bölüm Başkanı’yım. Şu arkadaşım Prof. Dr. ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Başkanı… Şu süpürge ile temizlik yapan Fizik Doçenti ve şu bankta oturan da Öğretim görevlisi… Desek o zaman belki de bize ifade etmeseler bile, içlerinden geçen cevap şöyle olacaktı:
— Yok, deve! Öyleyse ben Cumhurbaşkanı, şu arkadaşım da Başbakan…
Böyle bir kanaatin oluşmasına fırsat vermemek için:
— Biz orada çalışan müstahdemleriz. Dedik.
Onlar da kendilerini tanıtıp, polis memuru olduklarını ifade ettiler:
— Tanıştığımıza memnun olduk. Dediler.
Onlardan birini ‘imam’ yapım namazımızı eda ettik
Kendileri ile biraz sohbet edip, vedalaşarak ayrıldık.
Polislere yalan söylemedik. Onlar bizim “hizmetli” olduğumuzu sandılar. Doğru “hizmetliyiz” ama “müstahdem”, “istihdam edilen” ya da “çalışan” anlamına da geliyor. Yalan mı? Tabii ki değil… Yani bizler Sakarya Üniversitesi çalışanlarıyız…