2005 yılı Haziran-Temmuz aylarında Kırgızistan’da Celalabat şehrinde bulunan bir üniversitede bir süre görev yaptım. Kaldığım süre içinde ülkenin büyük bir yerini gezme imkânım oldu.
Burada yaşadıklarımı “300 Şubat’ta Doğdum Yerimde Duramıyorum’ isimli kitabımda teferruatlı bir şekilde anlattım. Aşağıda oradaki son günümle ilgili bir hatıramı naklediyorum.
Bugün Kırgızistan’daki son günüm. Ülkedeki tüm seyahatlerimi onun aracı ile ve şoförlüğü ile yaptığım ve şimdi rahmetli olan şoförüm Numan Ake ile Celalabat şehrinden yola çıktık. Niyetimiz akşam başkent Bişkek’e ulaşmak, orada gecelemek, ertesi günü Issık Göl’e gidip akşam vakti de Türkiye&’ye dönmek için Bişkek havaalanı dönmekti.
Aracımız çok eski olduğu için istediğimiz gibi yol alamadık. Gece geç vakit Kırgızistan-Kazakistan sınırı yakınlarındaki Karabalta şehrine ulaştık. Burada kalmaya karar verip bir otel bulduk ve orada gecelemeye karar verdik. O kadar yorgundum ki yatağa kafamı koyar koymaz uyumuşum.
Hanım hariç, yolculuk yapıp birlikte gecelediğimiz arkadaşlarımın hepsi benim uyurken “aşırı derecede horladığımı” söylüyorlar. Burada sabaha karşı bir ara gözümü açtım. Numan Ake pencere kenarında dışarıyı seyrediyordu. Pencereden 1974 model Moskoviç marka arabası görünüyordu. İçimden ‘arabam çalınmasın diye kontrol ediyor’ diye geçti. Uyandığımızda “Numan Eke, gece uyandığına göre, benim horlamam yüzünden mi gece pencere kenarında nöbet tutuyordu?” diye düşündüm ve sordum. “Numan Eke, gece horladım mı?” Numan eke öyle bir baktı ki… “Gece boğuluyorsun sandım. Birkaç defa uyandırmaya çalıştım. Uyanmadın. Öleceğinden endişe ettim. Baya tedirgin oldum. Uyuyamadım da…” dedi. Sonra da Celalabat’ta evde birlikte kaldığımım Yunus Hoca’dan bahsederek, “Yunus hocayla nasıl aynı evde yatıyorsun?” diye sordu. Ben de “kendisine sordum, horlama sesimi duymuyormuş” dedim. Kahkahayı bastı. “Mümkün değil! Belki senden utandığından söylememiştir” dedi. Meğer gece uyanıp, onun uyanık olduğunu gördüğümde, kendisi hakkında suizan etmişim. Garibim, horlamamın şiddetinden uyuyamamış.
Aklıma yıllar önce yaptığım bir Makedonya seyahatim geldi. Bir grup arkadaşla, minibüsle, Makedonya’ya bir seyahat yapmıştık. Adapazarı’ndan saat 24.00 civarında çıkmış, sabahleyin Kapıkule’yi geçmiş, Bulgaristan’da Sofya şehir turundan sonra Makedonya sınırına, oradan Üsküp’e ve gitmeyi planladığımız bir köye ulaşmıştık. Yaklaşık 24 saatlik bir yolculuktan sonra, misafir olduğumuz evde yatmıştık. Ev sahibi, yeterli yatağı olmadığı için gazeteci Zeki Aydıntepe ile benim ortak kullanmam için çift kişilik özel yatak odasını bize tahsis etmişti. Zeki Aydıntepe’ye yatmadan önce, “Ben horlarım. Üç dakika geçmeden uyurum. Eğer horlamadan rahatsız oluyorsan, benden önce uyumaya bak!” demiştim. O da “horlama bana sinek vızıltısı gibi gelir” demişti. Sabahleyin “vaziyet nasıl?” dedim. “Biraz horladın ama önemli değildi” dedi. Anlaşılan bir gün önceki yolculukta oldukça yorulmuştu ve çabuk uyumuştu. Çünkü beni “önemsememesi” mümkün değildi.
Ertesi gün yoğun yolculuklarla geçti ve gene aynı evde aynı yatağı birlikte paylaşmak zorunda kaldık. Sabahleyin kalktığımızda ciddi ölçüde rahatsız olduğunu, o söylemedi ama ben anladım. Sonraki gün Arnavutluk sınırı yakınındaki Debre’de, yanımızda bulunan bir dostumuzun, akrabasının evinde misafir edildik. Zeki Aydıntepe, bu defa benim yanıma Avukat Ali Abdullah’ı havale etti ve “siz aynı odada yatın, yarın kim galip gelecek, bakacağız” dedi. Ali Abdullah da “nakavt” olmuştu.
Son gece Tetova, yani Kalkandelen şehrinde kaldık. Orada bulunan bir Bektaşi Tekkesi’nin külliyesi içine yapılan küçük bir otelde konakladık. Bu defa da Zeki Aydıntepe ile aynı orayı paylaşmak durumu hâsıl oldu. Ne yapayım garibin şansı yok! Sabahleyin kalktığımda Zeki Aydıntepe odada yoktu. Otelin lobisinde oturuyordu. Selam verip sordum “bugün vaziyet nasıl?” Cevap: “Hiç yatmadım ki…” Pes etmişti. Benzer bir olayı, Üniversitemizin resmi bir heyeti ile gittiğimiz Kosova seyahatinde, Makedonya’ya geçmiş ve Üsküp’te Türk bölgesinde bulunan bir otelde, yer olmadığı için, odada birlikte kaldığımız arkadaşlara da aynı problemi yaşatmıştım. Sabahleyin oda arkadaşıma “gece nasıl geçti? iyi uyuyabildiniz mi?” diye sordum. Birisi “hocam hiç uyumadım ki…” dedi. O sırada diğer arkadaşım gözlerini açtı. Bu defa ona sordum “hocam vaziyet nasıldı?” Verdiği cevap harikaydı: “Bütün gece uyuma mücadelesi verdim. Kendime yazık ettim. Tüm mücadeleme rağmen işte halim, uyuyamadım” Seyahatlerimde birlikte aynı odada kalacağım arkadaşlara söylediğim şudur: “Benim odamda kimin yatması önemli değil… Bence hiçbir mahsuru yok… Beraber kalacağımız arkadaş düşünsün! Çünkü ben 3 dakikada uyurum. Kalacak arkadaşımın 3 dakikadan önce uyuması gerek, yoksa hiç uyuyamaz.”.
Minibüsle Kalkandelen ve Ohri’ye giderken, uykusuz kalanlar uyuklamaya başladılar ama burada da onlara rahat yoktu. Uyumaya çalışanları sürekli ikaz ediyordum: “Uyumayın! Biz buralara uyumaya gelmedik!”.
Her vakada olduğu gibi Kırgızistan’da da “galip” bendim. Bu defa da Numan Eke “nakavt” olmuştu. Bu vesile ile Numan Ake’ye rahmet diliyorum.