BİR YÖNETİCİYİ YILLAR SONRA HALA HATIRLATAN O CÜMLE “BEN BU ÖĞRETMENİME KEFİLİM!” OSMAN ERDEM

Yayınlama: 20.09.2026
Düzenleme: 20.09.2026 13:01
A+
A-

HATIRA-3

İnsan, rahat zamanda değil; zor zamanda belli olur. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu zaman zaman hayatın içinde görürüz. Çünkü herkesin yanında olduğu, şartların elverişli olduğu zamanlarda bir insanın tavrı fazla şey anlatmayabilir. Asıl mesele, şartların zorlaştığı bir anda ne yaptığıdır. Bugün sizlere, yıllar önce yaşadığım ve aradan bunca zaman geçmesine rağmen hafızamdan silinmeyen kısa bir hatırayı anlatmak istiyorum.

Yanılmıyorsam 1994 yılında idi. İslâhiye 13 Kasım İlkokulunda Okul Müdürü Osman Erdem Beyle yaklaşık dört ay birlikte çalışma fırsatımız oldu. Daha sonra norm fazlası olmam sebebiyle Atatürk İlkokuluna geçtim.

Dört ay…

Belki bir insanı tanımak için çok kısa bir süre. Fakat bazen dört yılın anlatamadığını, dört ayda yaşanan tek bir hadise anlatabiliyor. Benim Osman Erdem Hocayla ilgili hafızamda kalan da böyle bir hadisedir. Fikirlerimiz aynı değildi. Osman Hocamla dünya görüşümüz de aynı değildi. Bazı konularda farklı düşünüyor, olaylara farklı pencerelerden bakıyorduk. Fakat bu farklılık hiçbir zaman aramızdaki saygıya ve dostluğa engel olmadı. Bugün geriye dönüp baktığımda, belki de bu farklılık yaşadığım hatırayı daha anlamlı hâle getiriyor. Çünkü insanın güzel davranışını takdir etmek için onunla aynı düşüncede olmak gerekmiyor. Hatta bazen, bizimle aynı düşünmeyen bir insanın güzel bir davranışını takdir edebilmek, insanın kendi dünyasındaki olgunluğun da bir göstergesidir.

O gün İl Millî Eğitim Müdürünün odasında…

O yıllarda başörtülü öğretmenler açısından çalışma hayatı oldukça zor şartlar taşıyordu. Bir gün bir vesileyle İl Millî Eğitim Müdürünün odasında bulunuyordum. O sırada Osman Erdem Hocanın okulunda görev yapan başörtülü bir öğretmen hakkında soruşturma açılması ve görevden el çektirilmesi yönünde bir değerlendirme yapılıyordu. Ben de bu konuşmaya bizzat şahit oldum. Tam o sırada Osman Hocam da bu mesele için odaya geldi. Ve öğretmeninin arkasında durdu. Öyle bir durdu ki, onun başarılı bir öğretmen olduğunu, görevini iyi yaptığını ifade ederek açık ve net bir tavır ortaya koydu.

Sözlerinin özü şuydu: “Ben bu öğretmenime kefilim.”

Bugün bu sözün üzerinde biraz düşünelim. Bir yöneticinin, şartların rahat olduğu bir ortamda çalışanının arkasında durması elbette değerlidir. Ama şartların zor olduğu, herkesin daha temkinli davrandığı bir dönemde aynı sözü söyleyebilmek çok daha farklı bir anlam taşır.

Osman Erdem o gün bunu yaptı. Benim yıllar sonra bile onu hatırlama sebebim de budur yani insani yönüdür. Yöneticilik bazen bir imzadan ibaret değildir. Yöneticilik sadece makam sahibi olmak değildir. Yöneticilik, sorumluluk almaktır, çalışanının emeğini görmektir. Bazen de herkesin söylemekten çekindiği bir sözü, gerektiğinde söyleyebilmektir yöneticilik.

Osman Erdem Bey’in o gün yaptığı da tam olarak buydu. Belki dışarıdan bakıldığında birkaç cümlelik bir tavırdı. Ama bazı cümleler vardır; söylendiği anda biter, fakat anlamı yıllarca devam eder. “Ben bu öğretmenime kefilim.” Benim hafızamda kalan da bu cümledir. Aynı düşüncede olmayabiliriz.

Hayat bize önemli bir şey öğretiyor:

İnsanlar aynı düşünmek zorunda değildir. Aynı dünya görüşüne sahip olmayabilirler. Aynı siyasi, sosyal veya fikrî çizgide bulunmayabilirler. Fakat bütün bu farklılıkların üzerinde bir ortak payda vardır: İnsanlık. Bir insanın dürüstlüğünü takdir etmek için onunla aynı düşüncede olmamız gerekmez. Cesaretini, adalet duygusunu, merhametini ve vefasını görmek için aynı fikirleri paylaşmamız gerekmez. Ben Osman Erdem Beyle her konuda aynı düşünmedim. Ama onun o gün sergilediği tavrı takdir ettim. Ve aradan geçen onca yıla rağmen unutmadım. Zaman makamları unutturur, duruşları değil.

Aradan yıllar geçti. 13 Kasım İlkokulunda birlikte çalıştığımız o kısa dönem geride kaldı. Görevler değişti. İnsanlar farklı yerlere gitti, birçoğu emekli oldu kimisi de dünyasını değiştirdi.

Makamlar, unvanlar ve görevler zaman içinde değişti. Fakat bazı davranışlar vardır ki zaman onları eskitemez.  İnsanın gerçek mirası, sahip olduğu makam değil; o makamdayken gösterdiği duruştur. Bir insanın yıllarca hangi koltukta oturduğunu herkes hatırlamayabilir. Ama zor bir zamanda kimin yanında durduğunu, kimin hakkını gözettiğini, kimin için cesaret gösterdiğini hatırlayanlar mutlaka çıkar.

Ben de Osman Erdem Hocayı böyle bir hatırayla hatırlıyorum. Bir insanı anlatan bazen tek bir cümledir. Bu yazıyı geçmişte yaşanan bir olayı yeniden tartışmaya açmak veya herhangi bir kişiyi suçlamak için yazmıyorum. O dönemin şartlarını bugünün şartlarıyla yargılamak da istemiyorum. Ben sadece bizzat şahit olduğum güzel bir davranışı yıllar sonra yeniden hatırlamak istedim.

Çünkü güzel davranışların da hatırlanmaya hakkı vardır. İnsan bazen bir ömrün tamamından çok, tek bir davranışla hatırlanır. Osman Erdem Hocam benim hafızamda, farklı düşündüğüm hâlde, zor bir zamanda öğretmeninin arkasında duran bir yönetici olarak yer etti. Ve bana şu güzel hakikati hatırlattı: İnsan, en çok zor zamanda belli olur. Rabbim kendisine sağlık, sıhhat ve hayırlı ömürler versin.

Yıllar önce yaşanan o kısa hadise bugün bana hâlâ aynı şeyi söylüyor: Makam geçicidir, unvan geçicidir, zaman geçicidir. Fakat zor zamanda gösterilen güzel bir duruş, insanın ardından bıraktığı en kalıcı hatıralardan biridir. Belki de insanın bu dünyada bırakabileceği en güzel izlerden biri şudur: “Ben, zor zamanda bir insanın yanında durdum.”

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!