GAZİANTEP SEMALARINDA SÜPER HÜCRE FIRTINASI “GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN TESBİHATI”

Yayınlama: 04.05.2026
A+
A-

Kâinat denilen şu muazzam sarayın tavanında, son günlerde Gaziantep ufkunda görülen ve fen lisanıyla “süper hücre” olarak isimlendirilen fırtına hadisesi, aslında sıradan bir hava olayı değil; kudret-i İlâhiyenin azametini ilan eden Celâlli bir hitabedir.

Madem her şey bir nizam ve mizan (ölçü) üzerinedir; elbette bu dehşetli fırtına dahi başıboş değildir. Pozitif bilimler bizlere sıcak ve soğuk havanın çarpışmasından, dikey rüzgâr makaslarından bahseder. Evet, bunlar birer sebeplerdir. Fakat biz biliyoruz ki: Sebepler sadece bir perdedir; icraat ise bizzat Zat-ı Zülcelal’e (Allah’a) aittir. O devasa bulut kütlelerini, tonlarca su yüküyle beraber havada bir ordu intizamıyla sevk etmek; rüzgârı o bulutlara birer kamçı yapıp yeryüzünün muhtaç olduğu yerlere koşturmak, ancak her şeyi kuşatan bir irade ile mümkündür. Süper hücre, o celâlli duruşuyla der ki: “Ben kendiliğimden gelmedim, bir emirle buradayım.”

İnsan nazarı, fırtınanın savuran rüzgârına ve sarsıcı gök gürültüsüne bakıp korkuya kapılabilir. Lakin bu zahirî haşmetin altında, umumî maslahatlar saklıdır. Nasıl ki şiddetli bir yağmur, tozlu havayı temizler ve toprağın derinliklerine hayat taşır; süper hücre gibi yoğun enerji boşalımları da atmosferin elektriğini dengeler ve ekolojik dengenin sürekliliğini sağlar. Yani, fırtınanın o sert yüzü, aslında kâinatın sağlığı için bir “ameliyat-ı cerrahiye” (cerrahi müdahale) hükmündedir. Yıkılan dallar ve sarsılan pencereler, bizi uykudan uyandıran birer ikaz parmağıdır.

İnsanoğlu, kurduğu dev şehirlerle ve teknolojik imkânlarla bazen tabiata hükmettiğini zanneder. Fakat bir süper hücre çıkar ve tüm bu gururu sarsar. O anda anlarız ki; milyarlarca dolar değerindeki şehirler, bir bulutun içindeki buz parçacıkları (dolu) ve rüzgâr karşısında ne kadar acizdir. Bu hadise, insana kendi *aczini* göstererek, onu sonsuz bir *Kudret’e* sığınmaya davet eder. Göklerin o muazzam gürültüsü, gaflete dalan nefislere şunu fısıldar: “Hâkimiyet senin değil, Mâlikü’l-Mülk olanındır. Sen ancak bir misafirsin; vazifeni bil, haddini aşma.”

Netice itibarıyla; Gaziantep’te yaşanan bu hadise, Kâinat Kitabı’nın “Haşmet” faslından bir sayfadır. Bizler bu sayfayı sadece meteorolojik verilerle değil, imanî bir tefekkürle okuduğumuzda; korku, yerini hayret ve takdire bırakır. Rüzgârın şiddeti, “Sübhânallah” dedirten bir zikir; şimşeklerin parıltısı, Kudret’in bir imzasıdır. Yine aynı şekilde Gaziantep’teki bu hadise bize iki şeyi birlikte görmemizi sağladı:

  1. Bilimsel gerçek: Atmosferin güçlü ve karmaşık yapısı,
  2. Manevî gerçek: Her şeyin bir ölçü ve hikmetle gerçekleştiği.

Bu yüzden böyle olaylara sadece korkuyla değil, tefekkürle, ibretle ve idrakle bakmak gerekir. Rabbimiz bizleri, hadisatın dış yüzünde boğulmaktan muhafaza eylesin ve her hadisede Kendisini bildiren o derin mânâları fehmetmeyi (anlamayı) nasip etsin.

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!