KARABATAK ÇİMERDİK! (Gözbaşı Anıları -1-)

Yayınlama: 23.08.2025
Düzenleme: 15.12.2025 23:11
13
A+
A-

Değerli Dostlar;

Gelip geçmekte olan yaşamımızda şu ana kadar ben, en çok çocukluğumu sevdim.

Hani,

“Sakla samanı gelir zamanı” derdik ya atasözlerimizde.

İşte ben de, unutuşun kolay olduğu ülkemize inat, renk renk boncuk saklar gibi sakladım gönül dünyamdaki çocukluğumu.

 

  Hepimiz biliriz ki, çocukluğun kendine has bir dünyası vardır.

 Bu dünyada büyülü şeyler olduğu kadar mutsuz anılar da yer bulabilir kendine.

Yaşamımız boyunca en fazla hayal kurduğumuz yıllardır çocukluğumuz.

Bir çocuk, hayalinde yarattığı güçlü kahramanıyla dünyayı kurtarabilir.

Bazen gökyüzünde uçan bir kuş,bazen de bir ejderha oluverir bütün kötülükleri yok ediverir !

İste bu yüzden,

   Hiçbir çocuğun hayaline pranga vuramazsınız!

Gerçekliğe çok önem veren biri olarak diyorum ki; çocukların hayallerini elinden almayalım.

 

 Biz yetişkinler, unutturulduğumuz hayallerimiz ile kendi gerçekliğimizde, lastik ayakkabılar üstüne yamalıklıydı belki pantolonlarımız ama ağzına kadar tıka basa mutluluklarla bezenmiş anıların çocuklarıydık.

İşte o çocukluğumuzda saf ve tertemiz biriktirdiğimiz mutlulukların olağan bir gününü kısa bir kesit olarak paylaşıp sizlerin de anılarını yorumlarınızla o günleri birlikte analım diyorum.

 

Gece, sabahı doğurmak úzere .

Mahallenin hocası camii minaresine tırmanıyor, elektrikler kesik.

Ezan okuyacak o saatlerde.

Dama serili yan yana yataklardan deliksiz uyumuşuz zinde mi zinde halimizle uyanırız hocanın davudi sesiyle…

 

Toprak damlı evlerimizin taş duvarının her yanını saran sarmaşık ile büklüm büklüm gül kokuyor her yanımız…

 

Balkonlarımızda, vitayaği tenekelerinde her çeşit çiçek kokusu tam bir armoni.

 

Biz çocuklar birer birer tahta kapılı evlerimizden çıkıyoruz sokaklarımıza.

Sabahın en güzel saati, mis gibi hava.

 O yıllarda beslediğimiz koyunları, keçileri önümüze katar, göleklerimizin olduğu boş tarlalardaki böğürtlenle kaplı yemyeşil otlara sürerdik hemencik!

 

Sabırsızca güneşin çıkmasını bekliyoruz.

Yosunlarla, taşlarla ördüğümüz göletimizde çimmek icin.

 Gözbaşı, İslahiye çocuklarının milli plajı o yallarda (!)

Pijamalarımızın ayak ve bel kısımlarını sıkı sıkı iple bağlardık.

Yüzme simidimiz olurdu çizgili pijamalarımız.

Karabatak derlerdi suyun altında yüzülmesine.

Yüzümü suya batırınca, en iyi yüzen kendim sanırdım hep (!)

Bazen de it yüzgecini dener,

Yedi madalyalı Mark Spitz, havalarına girerdim(!)

Velhasıl bilmezdik yüzme falan ama çimmek mahallemizin şanındandı o yıllarda!

Üstelik saatlerce cıvıl cıvıl yüzerdik Gözbaşındaki göletimizde.

Hele, güneş tepemizde iken en keyifli yüzme anlarımız olurdu.

 

Ama bu keyfimizi bozan büyük abiler aniden bir yerlerden çıkıp gelirlerdi.

Ayni eski Türk Filmlerindeki kötü adamlar gibi.

Asık suratlı ve sert ses tonlarıyla:

-Bir dakika izin size!

-Suyun içinden hemen çıkın!

-Aksi takdirde elbiselerinizi suya atarız!

 Atarlardı da gerçekten…

Apar topar göletten çıkar ve elbiselerimizi bıraktığımız yere kadar düşe kalka koşar, bir yandan da o abilere iç geçire geçire kızardık içimizden sessizce!

 Sonra bir gün büyüdük.

 Dizlerdeki kabuk tutmuş yaraları unuttuk.

Ama yaşlanan ve saçlarına ak düsen anılarımızı ve çimmeleri hiç unutmadık!

 

Gökyüzü gibi şu çocukluk,

Hiçbir yere gitmiyor.

Diyen Edip Cansever ustanın dediği gibi, gitmiyor işte bir yere.

 

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları