Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1999 yılı Marmara Bölgesi’nde meydana gelen depremden birkaç yıl sonra… Depremin
Sakarya’daki izleri devam ediyor. Her vesile ile değişik yerlere seyahat ediyor ve ortam
değiştiriyorum.
Edirne Kırkpınar güreşlerinin olduğu günlere yakın, bir grup arkadaşla Edirne’ye gitmeye
karar verdik. Benim hayatım boyunca hiçbir spor dalı ile ilgim olmamıştır. Bahane ortam
değiştirmek… Ayrıca, Edirne Uzunköprü benim 1975–76 yıllarında yedek subay olarak
askerlik hizmetimi yaptığım yer… Orayı da bir görüp nostalji yapmak istiyorum.
Edirne’ye vardık… Otellerin tamamı dolu… Yer bulayınca o gece Selimiye Camii bahçesinde
battaniye serip yattık. Bahçenin tamamı dolu… Sanki atom bombası atılmış ve ölen insanlar
kefenlenip yan yana dizilmişler.
Ertesi sabah, güreşlerin yapıldığı yeri (Kale-içi) dolaşıp Kapıkule’ye gidip döndük.
Adapazarı’na döneceğiz ama ben benim araçta olan arkadaşlara, Uzunköprü üzerinden dönme
teklif ettim ve kabul edildim.
Diğer araçtaki arkadaşlar aynı yoldan döndüler.
25 yıldan sonra, nostaljik yaklaşık 1500 metrelik köprüyü geçerek Uzunköprü’ye girdim.
Askerlik, bu hizmeti yapanların hafızalarında genel olarak derin bir yer eder. Bende de öyle
olmuş. Bir hâl oldum. Köprüyü geçer geçmez eskiden askerlik yaptığım ve şehrin biraz
uzağındaki topçu birliğime yöneldim. Günlerden Pazar… Nizamiye kapısına yanaşıp aracımı
park ettim. Görüntü aynen bıraktığım gibi… Ergene Nehri, kıyısında erat ile eğitim
yaptığımız pentatlon sahası ve daha da büyümüş ağaçlar ve diğer eğitim araçları…
Nizamiye kapısındaki nöbetçi ere selam verip nöbetçi subayı sordum. Bir astsubay geldi.
Kendimi tanıttım:
— Komutanım, ben 25 sene önce burada yedek subay askerlik yapmıştım. Şimdi bir yol
düşürdüm. Burayı bir ziyaret etmek ve diktiğim çamları görmek istiyorum. Mümkün mü?
Komutanın verdiği cevabı hiç unutmuyorum:
— Hocam, hoş geldiniz. Geçen gün de burada 40 yıl önce askerlik yapan bir zat geldi! Ne
güzel… Buyurun şimdi sizi topçu bataryanızın bulunduğu yere götüreyim.
Ne biçim bir arzu ise… 40 yıl bile geçse insan bazı şeyleri özüyor, deme ki…
Şehir merkezine döndüm. Orada PTT binasına yakın bir yerde, nefis tatlı yapan bir tatlıcım
vardı. Yaptığı tatlıları çok severdim. Onu da ziyaret edip tatlı yedim. Sohbet ettik. İlginçtir, O
da benim memleketim olan İslâhiye’de askerlik yapmış. Daha sonraları, benim Uzunköprü’yü
ziyaretim gibi, İslâhiye’ye birkaç defa gidip gelmiş.
Demek ki insanlar, ne kadar sıkıntılı günler yaşarlarsa yaşasınlar, gittiği yerlerden ayrılanlar,
oraların özlemini çekiyor, sıkıntıları unutuyor, hatta sıkıntılı günler bile bir hoş hâtıra halini
alıyor…