YÖRÜK’ÜN ÇERKEZ’E BENZEMESİ

Yayınlama: 07.07.2026
A+
A-

Yıl: 2002

SAKARYA

Yaşanan 1999 Büyük Deprem’in yoğun etkileri devam ediyor. Adapazarı merkezi dışına hangi vesile ile çıkılırsa çıkılsın bu, burada yaşayan insanlar için “bir nefes almak” anlamına geliyor.

Sakarya Üniversitesi’nde eğitim ve öğretim faaliyetleri de nispeten normalleşiyor.

Üniversite’nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Senato üyesiyim, yani senatör olarak görev yapıyorum. Senato, normal şartlarda 15 günde bir toplanıp, gündemindeki konuları görüşüyor.

Rektörlükten bir sonraki Senato toplantısının Adapazarı Merkez’e bağlı Çaybaşı-Fuadiye Köyü’nde yapılacağı bildirildi.

Önce anlayamadım. Senato, bir köyde neden toplansın ki?

Mesele sonra anlaşıldı.

Sakarya’nın saygın iş adamlarından Vahit Serbes, Rektörlüğe başvurarak, uygun bir zamanda Üniversite Senato üyelerine “bir nefes aldırmak ve ortam değiştirmek için” kendi köyü olan Çaybaşı-Fuadiye Köyü’ndeki çiftlik evinin bahçesine davet etmiş. Burada onlara piknik yapma imkânı da sağlayacağını ve üyeleri misafir etmekten mutluluk duyacağını ifade etmiş. Rektörlük de bu güzel teklifi kabul etmiş.

O gün belirtilen saatte Rektörlük binası önünde toplanıldı. Servis aracımız bekleniyor. Aynı gün öğleden sonra Geyve Meslek Yüksekokulu’nda dersim olduğu için ben kendi özel aracımla gitmeye karar verdim. Niyetim, Adapazarı’ndan belirtilen köye gitmek ve toplantı sonunda oradan ileri, köy yollarını takip ederek Geyve’ye ulaşmak…

Köye nasıl gidileceğini sorup öğrendim. Adapazarı’ndan çıkacak, E-5 üzerinden geçecek, otoban üzerindeki köprüyü geçer geçmez sağa dönecek ve devam edeceğim. Ben de tarife uydum.

Otoban üzerinden geçer geçmez Çaybaşı-Fuadiye levhasını gördüm ve levhayı takip ettim. Bir süre gittikten sonra yol ikiye ayrıldı. Ancak burada levha yok… Bir süre bekleyip, gelip geçen bir araç olursa ona sorarım diye bekledim ama maalesef gelen giden de olmadı. Bir ara sol tarafta bulunan yolun ilerisinde tarla kenarında bir kadın gördüm. Oraya doğru gittim ve kadının hizasında durdum. Kadına:

— Bacı, Çaybaşı-Fuadiye Köyü’ne gitmek istiyorum. Hangi yol o köye gidiyor?

Kadın eliyle işaret ederek:

— Buradan dosdoğru git. Bu yolun üzerinde… Dedi.

Teşekkür edip tam hareket edecekken kadın seslendi:

— Siz Çerkez misiniz?

Hoppala… Bu da nereden çıktı?

— Hayır, değilim. Bunu da nereden çıkardınız? Diye sordum.

O da:

— Çerkez’e amma da çok benziyorsun! Demez mi?

Tebessüm ederek ayrıldım.

Gideceğim köy bir Çerkes köyü… Serbesler ailesi de Çerkesler’in köklü ailelerden biri… Kadın, sanırım Çerkes Köyü’ne gittiğim için beni çerkese benzetti ama ben hemen başka yöne çektim.

Adapazarı’na 1978 yılı başında geldim. Burada akademik hayatımın ilk günlerinde Belediye İşhanı içinde bir merdiven altında küçücük bir işyeri olan merhum Şaban Üstüner’i tanıdım. Benden yaklaşık 15 yaş büyük… O tanışma günlerinden itibaren kesintisiz bir dostluğumuz oldu. Münasebetimiz o vefat edinceye kadar devam etti. Merhum, “Çerkez Tavuğu (!), Çerkez Yumurtası (!), Çerkez Peyniri, Çerkez Ekmeği (!), Çerkez Yağı (!)” gibi gıda maddeleri, dergi, kitap, kırtasiye, sigara vs pek çok şey satardı. Arkadaşlar da kendisine “Kavm-i Necip – Üstün Irk” diye takılıyorlardı. Şaban Ağabey’in de Çerkez olduğunu öğrenince bu kavramı ben de kullanmaya başladım.

Yoldaki kadının, beni Çerkes’e benzetmesi üzerine içimden:

— Şaban Ağabey beni iyice yoğurmuş! Demek ki 20 küsur senede beni kendine benzetmiş… Bir Yörük dostunu Çerkesleştirmiş!

Diye geçirdim ve gayri ihtiyarı tebessüm ettim.

Hey Büyük Allah’ın, Hey!…

Ne demişler:

Üzüm üzüme baka baka kararır.

Söyle arkadaşını söyleyeyim kim olduğunu…

Bir Yörüğü, Çerkesleştirmişler ya, aferin Çerkez Şaban Ağabey…

 

 

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!