İNSANLIĞIN ESARETTEN HÜRRİYETE YÜRÜYÜŞÜ

Yayınlama: 08.02.2026
A+
A-

İnsanlık tarihini sadece siyasî hadiseler veya iktisadî dönüşümler üzerinden değerlendirmek eksik olsa gerek. Çünkü beşerin bir de fıtrî hürriyet arayışı vardır, bunun üzerinden okumak da gerekir. Zira “Beşer, esirliği parçaladığı gibi ecîrliği de parçalayacaktır” ifadesi, bu bakışın veciz bir özeti mahiyetindedir. Bu cümle, insanlık tarihini toz pembe ilerleme masalı olarak değil; bedel ödenerek kazanılan bir izzet ve hürriyet yürüyüşü olarak görür. Buna göre tarih, yalnızca devletlerin ve hükümdarların hikâyesi değildir. Asıl tarih, insanlığın vicdanında cereyan eden büyük dönüşümlerdir. Nitekim sıkça kullandığımız “fıtrat” kavramı, insanın esarete karşı içsel yani özüne ait bir direniş taşıdığını gösterir.

Sözler isimli eserde ifade edilen: “Devletler, milletlerin hafif muharebesi; tabakat-ı beşerin şedit olan harbine terk-i mevki ediyor.” cümlesi, modern çağın karakteristik özelliğini açıklar. Eskiden tarih, devletler arası savaşlar üzerinden okunur ve yazılırdı. Şimdi ise asıl çatışmalar sadece devletler arasında değil; toplumların kendi içindeki sınıfları, zümreleri ve menfaat yapıları arasındadır. Bu ise, tarih sahnesinde yeni bir perdenin açıldığını ve insanlığın kendi iç mücadelesini göstereceğini ve göstermekte olduğunun ifadesidir.

Esaret Devri: Açık Zincirler Dönemi

Tarihte beşer, uzun bir dönem kölelik ve esaret altında yaşamıştır. Bu dönemde: İnsan alınıp satılan bir meta hâline gelmiş. İrade, hukuk ve haysiyet büyük ölçüde yok sayılmıştır. Tarih bunun sayısız örnekleriyle dolu. Antik Roma’da kölelik, ekonomik sistemin temelini oluşturuyordu. Orta Çağ feodal düzeni, toprağa bağlı serfleri fiilen esir konumuna indirgemişti. Atlantik köle ticareti, milyonlarca insanı yüzyıllar boyunca zincir altında tuttu. Beşer, bu dönemleri “kanıyla parçaladı.” Fransız İhtilali, kölelik karşıtı hareketler ve sömürgecilik karşıtı isyanlar, bu kırılmanın tarihî tezahürleridir

Ecîrlik Devri (Ücret Karşılığı Çalışan): Görünmez Zincirler

Esaretin yıkılmasıyla insanlık hürriyetine tamamen kavuşmuş mudur? Bu soruya ihtiyatlı yaklaşmak gerek. Çünkü açık kölelik devri gitmiş yerine ecîrlik gelmiştir. Ecîrlik, görünüşte özgürlük gibi görünse de: Geçimin tamamen ücret ilişkisine bağlanması, insanın emeğiyle birlikte iradesini de satmak zorunda kalması, hayatın yalnızca üretim ve tüketim eksenine sıkıştırılması gibi riskleri de beraberinde getirmiştir. Ancak bu yük, fıtrata ağır gelmektedir. Sanayi Devrimi sonrası işçi sınıfı, uzun çalışma saatleri ve insanlık dışı şartlarla karşı karşıya kalmıştır. Modern kapitalist sistem, insanı çoğu zaman sadece üretim aracı olarak konumlandırmıştır. Borç ekonomisi ve tüketim kültürü, görünürde özgür olan bireyi fiilen bağımlı hâle getirmiştir.Yani bir çeşit gizli kölelik. Bu durum, ecîrliğin de yani ücretli çalışmanın da nihai bir durak olmadığını göstermektedir.

Edvâr-ı Hamse: Beşerin Hayat Safhaları

İnsanlığın ilk varoluşundan bu yana beşeriyetin hayatını, bir ömre benzetecek olursak şöylece bir tasnif yapmak mümkündür:

  1. Vahşet ve bedeviyet – İlkel ve dağınık hayat
  2. Memlûkiyet – Kölelik düzeni
  3. Esaret – Siyasî ve sosyal tutsaklık
  4. Ecîrlik – Ücretli fakat bağımlı hayat
  5. Hürriyet ve adalet devri – İnsanın izzetine uygun nizam

Bu sınıflamada gözden kaçırılmaması gereken bir husus ise, dördüncü safha olan ecîrlik devrinin de geçici olduğudur.Diğer yandan insanlığın henüz son safhaya  yani “Hürriyet ve Adalet Devri” ne ulaşılmadığının altının çizilmesidir.

İstikbal Perspektifi: İzzetli Hürriyet

Yaratılış kanunu gereği beşerin geleceğini mutlak bir karamsarlıkla değil; iman, adalet ve ahlâk merkezli bir hürriyet ümidiyle ele almak gerekir. Bu hürriyet: Başıboşluk değildir, zulme karşıdır, insanı hem kula kul olmaktan hem de nefsin esaretinden kurtarır. Gerçek hürriyet de bu değil mi?  Ubudiyet-i İlâhiye ile mümkündür. Çünkü insan ancak Allah’a kul olduğunda, başkasının kölesi olmaktan kurtulur.

Netice olarak, “Beşer esirliği parçaladığı gibi ecîrliği de parçalayacaktır” sözü, bir temenni değil; tarihî ve fıtrî bir kanunun ifadesidir. İnsanlık, açık zincirleri kırdığı gibi görünmez zincirleri de sorgulamaya başlamıştır. Beşerin yürüyüşü hürriyete doğrudur. Ancak bu hürriyet, yalnız iktisadî veya siyasî değil; imanla tahkim edilmiş bir izzet ve adalet hürriyetidir. Tarih, bunun sancılarını taşımakta; istikbal ise bunun işaretlerini vermektedir.

error: Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!