Yapay zekâ da susuyor mu?

Yayınlama: 10.01.2026
28
A+
A-

Yapay zekâyı konuşurken onu hâlâ soyut bir yerde sanıyoruz.

Bulutta, ekranda, görünmez bir alanda. Oysa yapay zekâ oldukça fiziksel.

Elektrik tüketiyor, su içiyor, yer kaplıyor. Ve bu gerçek, en net hâliyle Kaliforniya’da karşımıza çıkıyor.

Büyük yapay zekâ sistemleri veri merkezlerinde çalışıyor. Binlerce sunucu, günün her saati işlem yapıyor.

Bu merkezlerin önemli bir kısmı, teknoloji devlerinin kalbinin attığı Kaliforniya’da bulunuyor.

Aynı Kaliforniya; yıllardır kuraklıkla, enerji kesintileriyle ve çevresel baskılarla mücadele eden bir eyalet.

Yani yapay zekânın beslendiği kaynaklar, zaten tükenme sınırında olan kaynaklar.

Yapay zekâ büyüdükçe, bu veri merkezlerinin ihtiyacı da artıyor. En kritik mesele ise soğutma.

Sunucular aşırı ısınıyor ve serin kalabilmeleri için büyük miktarda su kullanılıyor.

Tarım alanlarının susuz kaldığı, halkın su tasarrufuna çağrıldığı bölgelerde, algoritmaların çalışmaya devam edebilmesi için tonlarca su harcanıyor.

Teknolojinin sessizliği, doğanın sesini bastırıyor.

Burada rahatsız edici bir çelişki var.

Dijital olanın “temiz” ve “zararsız” olduğu fikri, bu beton yapılarla birlikte anlamını yitiriyor.

Yapay zekâ; duman çıkarmıyor olabilir ama geride ciddi bir karbon ayak izi bırakıyor.

Her hızlı cevap, her akıllı öneri; görünmeyen bir enerji ve su tüketimini de beraberinde getiriyor.

Üstelik bu tüketim, yalnızca çevresel değil, toplumsal bir mesele. Veri merkezlerinin yoğunlaştığı bölgelerde yaşayan insanlar, bu teknolojinin sunduğu imkânlardan doğrudan faydalanmıyor.

Buna rağmen çevresel risklerle, artan enerji yüküyle ve kaynak kıtlığıyla yüzleşmek zorunda kalıyorlar.

Konfor küresel, bedel yerel.Teknoloji şirketleri ise bu tablo karşısında genellikle “yeşil enerji” yatırımlarını öne çıkarıyor.

Yenilenebilir kaynaklara geçiş vaatleri, sürdürülebilirlik raporları ve çevre dostu söylemler sıkça kullanılıyor. Ancak bu söylemlerin ne kadarının gerçeği ne kadarının iyi bir halkla ilişkiler çalışmasını yansıttığı belirsiz.

Veri merkezlerinin gerçek çevresel etkileri konusunda şeffaflık hâlâ sınırlı.Asıl mesele burada düğümleniyor.

Yapay zekâ, yalnızca teknik bir gelişme değil; aynı zamanda etik bir sınav. Bu teknoloji hayatın her alanına girerken, ona dair kararlar da toplumu doğrudan etkiliyor.

“Daha hızlı”, “daha akıllı” ve “daha verimli” sistemler inşa edilirken, bu hızın neyi geride bıraktığı yeterince sorgulanmıyor.

Belki de yapay zekâya dair asıl tartışmamız gereken soru şu: Ne kadar gelişmiş olduğu mu, yoksa ne pahasına geliştiği mi? Teknolojik ilerleme, doğayla ve insanla kurduğu ilişki kadar anlamlı.

Aksi hâlde ilerleme dediğimiz şey, yalnızca yön değiştirmiş bir tüketim biçimine dönüşüyor.

Yapay zekâ geleceği şekillendiriyor olabilir. Ancak bu gelecek, bugünün suyunu ve elektriğini tüketerek kuruluyorsa, durup düşünmek gerekir.

Çünkü teknoloji susuz kaldığında durur. Ama susuz bırakılan doğa, geri gelmez.

 

Ve belki de en can alıcı soru tam burada duruyor:

Yapay zekâ konuşurken, dünya sessizce susuyor mu?

 

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları