MUHSİN ÇALIK, URFALI APO VE BELEDİYE BAHÇESİ

Yayınlama: 19.01.2026
53
A+
A-

    Ülkemizin kaderinin  belirlendiği bir sonbahar gününde silindir gibi ezip geçmişti  on iki Eylül….

  Binlerce hayatlar bir gecede soldurulmuş, dalları bir bir kırılmıştı adeta!

   Biriktire biriktire acıyla geçen günlerden doksanların suslu puslu günlerine merhaba demiştik yeniden.

   Biten vita yağı tenekelerine ekili reyhan kokulu avlularımızdan, sokaklardaki bembeyaz badem ağaçlarıyla bezeli kuş cıvıltılarının eşlik ettiği o şirin kasabaya gidelim hep birlikte diyorum.

  Çoğumuz aylar veya yıllar sonra kasabamıza geldiğimizde, ilkin paçacılar ve ciğerciler ziyaret edilirdi. Paça ve ciğer özlemimizi bitirdiksen sonraki ilk durağımız mekânımıza gitmek olurdu.

  O yıllarda hepimizin mutlu anılar biriktirdiği belediye bahçemizin bir ortağı Muhsin Kalfa, bir diğeri ise Urfalı Apo idi.

   Muhsin kalfanın mesleği terzilik, ortağı Apo ise kamyon şoförüydü.

   Muhsin Çalık bankada memur iken uğrar bir iftiraya, On iki Eylül rüzgarı onu da savurur bir bilinmezliğe. Ağır acılar yaşar ama o onurlu duruşunu bozmadan geçer ekmek teknesinin başına ve ilmik ilmik direnir. İslâhiye’deki dostları cuntacıların mağdur ettiği bu mazlum çocuğa kucak açar o gün!

   Baharda yeşilin her tonu serpilirdi dört bir yana her sabah elinde hortumla çiçekleri sular bahar bahçeye çevirirdi her yanı Muhsin Kalfa.

  Merhum Urfalı Apo sakinliği ve efendiliğiyle sevilen bir kişilik idi.

 İnci Baba derdik biz ona. Siyasi partisi Doğru Yol idi ama  solcu-sağcı demeden sever, herkeslerle oturur konuşurdu o!

  Ortağı Muhsin kalfa gibi.

  Her ikisi de kişiliğiyle hepimizin sevgisini kazanmışlardı.

  Ya bahçemizin adeta birer gülü olan,

 Osman’ı, Tepeli Ökkeş’i, Aposu, Abdosu ve Ulvi’siyle hepsi birbirinden tatlı emekçilerinin elinden tavşankanı çaylarımızı içerdik kana kana.

  Kasabamızın ekabir takimi hepsi burada buluşur, politik kalbi burada atardı adeta.

  Kimler yoktu ki müdavimlerinden,

  Eski ve yeni belediye başkanları, parti başkanlari, avukat, doktor, mühendis, öğretmen,

Kurum amirleri, memurlar ve zengin-fakir bütün çiftçiler…

  90’larin ilk diliminde cep telefonu yoktu ama gerekte yoktu(!)

Çünku memlekette kimi ararsan bahçede bulunurdu.

 Hele, Ramazan aylarında sahura kadar gırla giden sohbetler, şakalar .

  Bugün aramızda olmayan Zeynel Kaptan’a ve Mustafa Dalgin namı değer Ceviz’e kurulan oyunlar ve muziplikler ve onların tatlı kızgınlıkları unutulacak cinsten değildi.

  Zeynel kaptanın her eli açışındaki o tatlı gülüşlerine rağmen günün sonunda Zeynel kaptanımıza yüklü çay paralarını ödetirlerdi pis pravakotörler(!)

  Kaptanımız, oyundaki ortağının bu kurgunun içinde olduğunu öğrendiğinde dahi bütün masum sevecenliği ile:

 ‘Alçaklar bana tuzak kurmuşlar(!)’ diye anlatırdı üstelik gülerek.

 Bu şakaların baş mimarı yine kasabamızın başka bir değeri Nuh Turan’dan başkası değildi tabii.

Nuh abimizi de sevgiyle yad edelim buradan.

  Bu şakalar gurbetten gelen ve özellikle gümrükçü arkadaşlarımıza memleketimize,

‘Döviz bıraksın’ muzipliğiyle o yıllarda çoğumuzun keyif aldığı şakaları bugünlerde tatlı tebessümlerle anıyoruz şimdi.

 Bu muziplikler hemen hemen kasaba dışından gelen herkeslere yapılırdı.

  Bu olayların en güzel yanı ise tuzağa düşen arkadaşlar düştükleri bu durumları onlarca dostlarıyla çilingir sofralarında kahkahalarla anlatmaları olurdu.

 Hoşgörü coğrafyamızda bir masanın etrafında,

 Milli Görüşçülerden,

 Türk Milliyetçilerine,

  Sosyal Demokratlarından,

  Sosyalist kimliklere, sağdan-soldan, avukatlarla, mühendislerle,

doktorlarla öğretmenlere çiftçi ve tüccar arkadaşlarla dolup taşardı. Bu masalarda, hükümet kurulur yıkılır ya da koalisyona karar verilir nihayetinde memleketi mutlaka kurtarırdık hallice(!)

  Şimdi, Camlı Kahve adıyla ayni yerde belediye bahçemizin yeniden açmışlar ama eski sıcaklığı yok bizlere. O günlerden bugünlere yüzlerce eksilip giden dostların artık olmaması bize o sıcaklığı yaşatmıyordur kimbilir!

 

  Ama ne kadar karanlık çökerse çöksün gecelerine, nereye kadar uzarsa uzasın hasret, biriktirdiğimiz özlemler depreştiğinde, yüreğime saplanmış sevdanın sevinçleriyle soluyorum seni ben İslâhiye’m…

MOBİL REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları