Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsan bazen hayatın içinde öyle şeylere takılır ki asıl önemli olanı gözden kaçırır. “Beni kim seviyor, arkamdan kim iyi konuşacak, öldüğümde kim beni hatırlayacak?” diye düşünür durur. Hâlbuki insanın asıl derdi, öldükten sonra nasıl hatırlanacağı değil; hayattayken nasıl bir insan olduğudur.
Ömür kısa, dünya geçici… Bugün yanımızda olan, yarın olmayabilir. İnsan, bu fani hayatta eline geçen en kıymetli sermayenin malı, makamı veya şöhreti değil; insanların gönlünde bıraktığı güzel izler ve Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığı güzel işler olduğunu zamanla daha iyi anlıyor.
Zaten insanın arkasından söylenecek güzel sözler, çoğu zaman onun yaşarken yaptığı iyiliklerin bir yansımasıdır. Bir gönül kazanmışsan, bir garibin duasını almışsan, bir dostunun zor gününde yanında durmuşsan, sen farkında olmasan bile bir yerlerde güzel bir hatıra bırakmışsındır.
Fakat gel gör ki bazı insanlar bu meseleyi biraz fazla merak eder!
Güler misin, Ağlar mısın?
İslahiye’de bizzat şahit olduğum, bugün bile hatırladıkça insanın yüzünde tebessüm oluşturan; fakat bir taraftan da düşündüren ilginç bir hadise…
Olay yaklaşık 30 sene öncesine ait.
Hatay yolu üzerinde, merhum Müezzin Ahmet Hoca’nın vazife yaptığı bir cami vardı. Halk arasında “Pekmezo” lakabıyla tanınan Mehmet isimli vatandaş, kendisinin arkasından kimlerin üzüleceğini merak etmiş.
Şapkasını kafasına takıp ciddi ciddi caminin yolunu tutuyor. Ahmet Hoca’nın yanına varıp boynunu büküyor ve gayet ciddi bir ifadeyle:
— Hocam, ya sorma… Bizim Pekmezo Mehmet ruhunu teslim etti. Şuna güzel bir sela okuyuver de millet helallik versin, diyor.
Ahmet Hoca ne bilsin karşısındaki adamın bizzat kendisi olduğunu? Nereden anlasın?
Geçiyor mikrofonun başına. Başlıyor, o kendine has yanık sesiyle selayı okumaya…
Bizim Pekmezo ise kendi selasını duyar duymaz camiden bir çıkış çıkıyor! Sanırsın kendi cenazesinin başsağlığını kabul etmeye gidiyor.
Başını dikmiş, Hatay Yolu’ndan Çarşıbaşı’na doğru aheste aheste yürüyor. Bir yandan yürüyor, bir yandan da yukarılara bakıp kendi selasını keyifle dinliyor.
Fakat asıl hikâye bundan sonra başlıyor…
— Ooo… Hoca da ne güzel okuyor ha! Helal olsun…
Çarşıda ise tam o sırada esnaf dükkânların önüne çıkıyor:
— Yahu, kim gitti acaba?
— Kim olacak, baksana! Hoca “Pekmezo Mehmet” diyor!
— Lâ, nasıl olur? Pekmezo daha az önce buradan geçti, aşağıya doğru gidiyordu!
Millet birbirine bakıyor. Kimin aklına ne gelecek? “Yahu, bu adam hortladı mı, yoksa biz mi kafayı yedik?” diye şaşkın şaşkın konuşurlarken, Ahmet Hoca da işini bitirip çarşıya doğru yürümeye başlıyor.
Hocayı gören esnaf hemen yanına gelerek:
— Ahmet Hocam, Allah aşkına, sen az önce kimin selasını okudun?
Ahmet Hoca gayet emin bir şekilde:
— Pekmezo Mehmet vefat etmiş, onun selasını okudum.
Esnaf kahkahayı basıyor:
— Hocam, sen ne diyorsun! Pekmezo az önce sapasağlam önümüzden geçti!
Ahmet Hoca’nın gözleri fal taşı gibi açılıyor.
Olay kısa zamanda emniyete intikal ediyor. Polisler bizim Pekmezo’yu Çarşıbaşı’nda yakalayarak komiserin karşısına çıkarıyorlar.
Komiser hışımla soruyor:
— Ulan Pekmezo! Sen milletle dalga mı geçiyorsun? Yaşarken kendi selanı niye okuttun?
Pekmezo hiç istifini bozmuyor. Şapkasını biraz geriye itiyor, boynunu büküyor ve meşhur cevabını veriyor:
— Vallahi komiserim, hiç niyetim kötü değildi. Merak ettim işte… Ben ölünce arkamdan kim gerçekten ağlayacak, kim üzülecek, beni bu memlekette kim ne kadar seviyor, şöyle canlı canlı göreyim dedim!
Komiser ne desin?
Pekmezo’ya akıllansın diye karakolda bir gecelik “nezarethane konaklaması” hediye ediyorlar.
Ertesi gün de salıveriyorlar.
İşte böyle…(Allah ölenlere rahmet eylesin!)
Şimdi insan bu hadiseye gülüyor ama biraz durup düşününce, Pekmezo’nun yaptığı işin altında hepimizin içinde bulunan bir merakın olduğunu da fark ediyor:
“Acaba ben ölünce beni kim hatırlayacak?”
Belki de bu soruyu ölümden sonrasına bırakmamak lazım.
“Ben daha hayattayken kimin gönlüne dokundum? Kimin duasını aldım? Kimin derdine derman oldum? Benden geriye nasıl bir hatıra kalıyor?”
İşte asıl mesele burada.
Pekmezo kendi selasını dinledi; biz ise kendi selamızı beklemeden hayatımızın muhasebesini yapalım.
Çünkü insanın arkasından ağlayanların çokluğundan ziyade, hayattayken gönüllerde bıraktığı güzellik önemlidir.
Ve belki de en güzel miras, insan öldüğünde arkasından söylenecek sözler değil; hayattayken yaşattığı güzel duygulardır.
Kim bilir?