FEVZİPAŞA’NIN GURBET TRENİ

Yayınlama: 14.08.2026
Düzenleme: 14.08.2026 16:07
A+
A-

1970 öncesi ve sonrası yıllarında kasabamızın gurbete açılan kapısı Fevzipaşa’ydı.
O zamanlar Fevzipaşa, doğuyla batıyı birbirine bağlayan ve gecesi bir başka ,gündüzü bir başka ışıl ışıl yanan capcanlı bir kent merkeziydi adeta.
Çünkü bölgemizin hem karayolu hem demiryolu ulaşımı buradan geçerdi.

“Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü.”diyordu ya Ahmet Telli bir şiirinde adeta bugünkü ,sessiz ve sahipsiz Fevzipaşayı anlatırcasına..

Derin bir sessizliği bölen o uzak tren düdüğü, insanda hep bir gidişin, kavuşamamanın ya da geride bırakılan anıların hüznüyle,rayların gıcırtısı anaların göz yaşlarına karışırdı.
Toroslar geride kalır,önünde dümdüz bereketli Çukurova toprakları başlardı.

Birinci mevkiden üçüncü mevkiye kadar vagonlar tıklım tıklım dolardı.
Fevzipaşa’dan Asker uğurlamaları bambaşka olurdu.Askere gidecek çocuğun bütün sülalesi Fevzipaşa Garı’nı doldururdu.
Asker çocukların cebinde bir silüsü bir de kocaman defter büyüklüğündeki nüfus cüzdanları olurdu.Henüz tıraşı yeni delikanlılar dizi dizi tren camlarından el sallardı kendilerini uğurlayanlara.

Hele tren Fevzipaşa Gar’ından hareket ederken makinist,tren düdüğüne öyle bir basardı ki ;peronda yüreği yanarak bekleyen analar o ana kadar biriktirdiği gözyaşlarını adeta bir sel gibi akıtırlardı kara tren düdüğünü çala çala giderken.

Ayran Tüneli’nden geçerken herkes susardı.
Çünkü tünel hem vedaydı hem duaydı.
Tünelden sonra gurbet toprakları büyür, memleket küçülürdü.

Aynı trende okumaya giden çocuklar da vardı İslahiye’den.Elinde bir çanta, içinde bir iki kitap ile kasabamızdan yüksek okullar için ilk çıkanlardı onlar.
Gittiler ve büyük bir bölümü bir daha dönmediler(!)

Bir de şehirde iş bulurum diye yola düşen gençler.Çukurova’da inip fabrikaya, inşaata, garsonluğa gidenler oldu.
Bazılar ise daha uzaklara gittiler!
O yıllarda içlerinde bazıları mektup yazmayı bilmeyenler olurdu .
Onlarda ya kahveye hemşerilerin yanına ya da bir arzuhalciye gider mektup yazdırırlardı.
Ve mektuba :
“Anam,mektubuma başlamadan büyüklerin ellerinden diye başlar halim çok iyidir.”sözleriyle mektubu bitirirlerdi.
İşte bu yüzden gurbete açılan kapımızın adıydı Fevzipaşa.

Fevzipaşa’dan Ayran Tüneli çıkışı sadece gurbeti anlatmazdı bize.
Yaşar Kemal’in soylu eşkıyası İnce Mehmet’in mesken tuttuğu dağları, Çukurova’nın bereketli topraklarını ve bu topraklardaki zulmü de yiğitliği de anlatırdı bizlere.
Çukurova’nın ağası vardı, ırgatı vardı.
Dağın öte yamacında adaletsizliğe karşı gezen, yoksulun hakkını savunan adamın türküsü dolaşırdı o diyarlarda he!
Trende yolculuk yapan yaşlı insanlar İnce Mehmet’i anlatır iken;
“O da buradan geçti.Zulüm oldukça böyle yiğitler çıkar.”diye yolculuk boyu anlatırlardı kompartmanlarında.

İşte,Ayran Tüneli bir eşikti.
Bir tarafı İslahiye’nin zeytini,buğdayı.
Öte tarafı Çukurova’nın pamuğu,teri, gurbeti…

O yüzden derlerdi ki:
“Fevzipaşa’dan binenin dönüş bileti yoktur.
Çünkü insan ya büyüyerek döner,ya hiç dönemez.”derlerdi.

Kara tren artık yok.
Ama deli rüzgarın her estiğinde tünelin içinden hâlâ bir düdük sesi gelir gibi olur.
O ses, gurbete gidenlerin tüneldeki duvarlara asılı kalan hüzünlü sesleridir sanki.

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!