Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir kavganın tam ortasında aşkı tadıp yaşayamadan, bir Nisan yağmuru gibi gelip geçen ve yağmalanan gençliğimi düşündüm.
Ve içimden ah sesleri sardı yine. Budanan körpecik gençliğimizdi, küçücük kasabamızda.
Minicik bedenlerimize kocaman suçları yıkıp içimizden sevinçlerimizi çaldılar adeta.
Biraz daha büyüyüp kaçarken yakalanmıştık; ayaz bir günde, eylül rüzgârlarına. Çaresiz ve kimsesiz yalnızlığımızla toplama kampımızdı Camlı Kahve’miz.
Nasıl da birikirdik, boynu içine çekilen kuşlar gibi tünerek kocaman odun sobasının etrafına.
“Çay çek!”
“Tavşan kanı olsun,” diyen Muşlu Bayram,.
Ya onlarca, dizi dizi sıcacık çay tepsisiyle sarı sarı gülücükler koyup, gözü kapanana kadar gülen Antepli Ramazan.
“Bütün masum saf haliyle, on beş kuruşluk çay var mı leen,” diyen Aydınlı Salman.
Ah ah, bir bir geçiyorlar göz pınarlarımdan.
Zevklerini ertesi güne ertelemeyen, anı yaşayan, festivallik rengârenk giysiler içinde girerdi Clark Gable bıyıklı Güllü İbrahim.
İşaret parmağıyla, “Hele bir çay getir yeğenim,” derdi, kendini hiç sıkıp yormadan. Bacaklarını üst üste atıp iki kişilik yer işgal ederdi her zaman.
Kasabamızın sokaklarında tur atarken mavi köşe tatlıcı Remzi, sıra sıra götürülen halkalı tatlılar. Selimoğlu Caddesi’nin tam başında, Terzi Cemal kucağında pantolon paçasını düzeltip içeride bir fırt çekip çıkarken, hemen yanı başında kasetçiden Cem Karaca çalardı:
“İşçisin sen, işçi kal…”
Garnizon Caddesi’nde ışıl ışıldı Cıncıkçı İbrahim. Selimoğlu dükkâna buzdolaplarını indiriyor. Az ileride Hüseyin Kocager manavcı tezgâhını pırıl pırıl diziyor. Burcu burcu kokan pideci Kilisli Şükrü’nün fırınında sıraya girmiş adamlar.
Çiçek Lokantası yine tıklım tıklım bir koşuşturma; aslan yelesi saçlarıyla Kaptan Zeynel bütün sevecenliğiyle el sallıyor bize.
Topal Ökkeş, akşama hazırlığı var belli; vakit tamam diyen şair gibi kumandan emmi demlenecekler besbelli.
Komşusu Çorçil Ali sarıyor şarabını Aziz Kalfanın ve pusuya yatmış bir tilki kurnazlığıyla Bombili onu bekliyor.
Çökük Ali’nin uncu dükkanında Şaşmaz Dayı: “Hadi gidek altmış altıya, Ali Ede!
O da ne!
” Pehh! deyip tam orta yerden fırlıyor, herkesi korkutuyor bizim Pappe!
Kasap Nuri, yine köylü pazarı hınca hınç.
Yanında Tekel bayii Davut Amca atmış kürsüyü dışarıya, müşteri bekliyor. Oğlu Şakir Gültekin, Fener şampiyon olmuş, sokaklarda kamyon kamyon taraftar gezdiriyor. Yörük Cevap Yanar kunduraları titizlikle diziyor raflara.
Caddenin bir köşesinde Ahmet Yaşar, diğer ucunda Tuzcu İbrahim bekler. Çarşıbaşına doğru Tüpçü Okkeş Öcal koca bir çınar gibi bizi gölgesinde ağırlıyor; bitişiğinde Maraşlı kuyumcu Nasıf Bozok çil çil sayıyor altınları.
Ağırbaşlı ve sessiz ama tam bir yorgun demokrat halleriyle bir baba dostu, manifaturacı Abbas Erkan pazen indirmiş ölçüyor yine. Karşısında Kazım Ali, Aydınlı Ali, Kambur Hamo, İspir Dayı dizi dizi bekliyor İslahiye’lileri.
Memleketin sempatik çocuğu, çarşıbaşının sevimli sahibi Halil Erdem; kiracıları yan yana, Mustafa Karasu’dan İsmail Akçabay’a…
Ah ah İslahiye’m, adım içime çekiyorum seni. Burcu burcu kokuyorsun o eski güzelliğinle.
Şimdi talan edilmiş her sokağında asılı kalan anılarımla, gurbet sürgünü türkülerinle her akşam soluyorum seni, İslahiye’m!