Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İslahiye’yi dışarıdan gelen biri anlayamaz. Haritaya bakınca Gaziantep’in bir ilçesini görür, oysa İslahiye bir ilçeden çok daha fazlasıdır. Tarımın, ormanın ve hayvancılığın aynı anda, aynı bereketle yapıldığı kadim bir kasabadır burası.
Hitit’ten Roma’ya, Yesemek’in taş ustalarından Türkmen ve Kürt obalarına kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, zengin bir sosyolojik mirası sırtında taşır.Ovada biber,pamuk,zeytin buğday, dağda çam, yaylada keçi…
Hepsi bir arada.
Bu bereket bizi doyurdu ama aynı zamanda bizi bu toprağa çiviledi.
Bizden önceki kuşakların en büyük gerçeği buydu işte.
Geniş tarım arazileri İslahiye çocuklarını o topraklarda bıraktı. Herkesin olmasa da neredeyse her ailenin bir bağı, bir tarlası, bir biber ekecek yeri vardı.
Bu yüzden okumak hep ikinci planda kaldı. Toprak beklemezdi.
Ova çocuğu tarlada, dağ köylüsü ormanda ve hayvancılıkta kendi yağında kavrulurdu. Kendi kendine yeten, kimseye muhtaç olmayan bir düzenimiz vardı. Çocukluk da bu yüzden çok erken biterdi.
Sonra bir kırılma oldu. 1960 ve sonrası…
Birkaç cesur abi okumak için Antep’e, Adana’ya, Maraş’a gitti.
Yatılı okudular,öğretmen oldular, mühendis,memur oldular.
İşte o gidiş, abilerimizden sonraki kuşakların yolunu açtı. “Bizim oğlan da okusun” dedirtti. Tarlalardan çıkan binlerce çocuk o günlerden bugünlere bir çığır açtı.
Bu kasabanın en büyük devrimi sessizce böyle gerçekleşmişti.
İslahiyeli nedir diye sorsalar, en iyi şöyle anlatırım.
Biz çevre il ve ilçelerle kavga etmeyen, barışsever bir halkızdır. Kapımıza gelen yabancıya inanılmaz bir saygımız vardır, aç bırakmayız. Fakat ne kötülük varsa kendi içimizdedir. Dışarıya karşı melek, içeride birbirine diş bileyen bir yapımız vardır. Çünkü İslahiye’de herkes kendisinin ağasıdır. Kimse kimseye eyvallah etmez. Bu yüzden azımızda da çoğumuzda da, zenginimizde de fakirimizde de ayrı bir dik başlılık, ayrı bir kibir vardır.
Eğilmeyiz!
Ben yabancı düşmanı değilim.
Hak eden yabancıya sonuna kadar eyvallah. Ama sırf yabancı diye onu baş tacı edip, hak eden kendi memleket çocuğunu küçülten, o yabancı hayranı İslahiyeliyi de ben hep beynimde küçük görmüşümdür.
Kendi evladına sahip çıkmayan kasaba büyümez!
Bizim çocukluk ve ergenlik dönemimizde komşuluk dediğin şey akrabalıktan da öteydi. Abartmıyorum. Anahtarı komşuya bırakmak değil, evi komşuya bırakırdık. Birinin düğünü bütün sokağın düğünü, birinin cenazesi bütün kasabanın cenazesiydi.
İslahiyelinin bir de şu belirgin huyu vardır; gittiği her yerde fark yaratır. İster Almanya’da bir fabrikada, ister İstanbul’da bir şantiyede olsun, sessiz durur, işine bakar ama varlığı hissedilir.
Kavgayı sevmeyiz, gerçekten sevmeyiz.
Ama kavga kaçınılmaz olursa o zaman sonunu düşünmeden, acımadan kavga eder İslahiyeli. Çünkü o ağalık damarı haksızlığa boyun eğmez.
Bu kasabanın benim en çok sevdiğim, en çok gurur duyduğum yönü ise şudur ve bildiğim kadarıyla bugün de öyle devam ediyor; bizde etnik ve mezhepsel ırkçılık yok denecek kadar azdır.
Aynı sokakta Türk, Kürt,Arap, Alevi, Sünni… Kimse kimseye sen nesin diye sormaz, sormadı.
O ovada hepimiz aynı güneşte yandık, aynı yağmurda ıslandık.
Bu, birçok şehrin beceremediği büyük bir meziyettir.
İşte biz bu yüzden İslahiye’nin çocuklarıyız. Toprağın tuttuğu ama okuyan abilerinin açtığı yoldan yürüyerek dünyaya dağılan çocuklar.
Biraz dik başlı, biraz kendi içinde kavgalı ama dışarıya karşı mert ve ırkçılığın ne olduğunu bilmeyen çocuklar.