BİR ÇETELE, İKİ HİKÂYE: MAYMUNLAR VE BALİNALAR

Yayınlama: 30.09.2026
A+
A-

Borsa ile ilk karşılaşmam, öğretmenlik yaptığım dönemde askere gittiğim yıllarda oldu. O sırada İktisat Fakültesi mezunuydum. O yıllarda bilgisayarlar henüz bugünkü kadar yaygın değildi. Borsa verileri, bugün olduğu gibi saniyeler içerisinde ekranlara düşmüyor; fiyat hareketleri daha çok çizelgeler ve cetveller üzerinden takip ediliyordu.

Askerliğim sırasında bölük yazıcılığı yapıyordum. Bölük komutanı borsayla ilgileniyordu ve elinde düzenli olarak tuttuğu bir borsa çizelgesi vardı. Bir gün: “Sen iktisat da okumuşsun. Bu çizelgeyi sen takip et.” dedi. İktisat Fakültesi mezunu olmama rağmen o dönemde borsa konusunda herhangi bir tecrübem veya özel ilgim yoktu. İktisat eğitimi almıştım; ancak borsa benim için teorik bilgilerin ötesinde hayatımın bir parçası değildi.

Her gün çizelgeyi tutuyor, rakamları işliyor, fakat zamanla bunun asıl görevlerimin önüne geçtiğini ve beni oldukça yorduğunu düşünüyordum. Bölük yazıcısı olarak yapmam gereken işler de birikiyordu. Bir süre sonra usandım ve komutana:

“Komutanım, ben bunu yapamayacağım.” dedim.

Çizelgeyi daha sonra kime tutturdu bilmiyordum. O günlerde bunun üzerinde fazla düşünmedim. Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o basit borsa çizelgesinin aslında bana önemli bir şey gösterdiğini düşündüm:

Borsa yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Arz, talep, beklenti, risk ve fiyat gibi iktisadi kavramların yanında insan davranışları da piyasaların önemli bir parçasıdır. Hatta borsa, bir yönüyle ekonominin; diğer yönüyle de insan psikolojisinin aynasıdır.

Bunu anlatan iki ilginç piyasa hikâyesi vardır.

MAYMUN PAZARI

Finans dünyasında “maymun pazarı” veya “maymun teorisi” adıyla anlatılan bu hikâye, esas olarak sürü psikolojisini ve fiyatların zaman zaman gerçek değerinden kopmasını anlatan ibretlik bir piyasa benzetmesidir.

Bir köye bir yabancı gelir ve köylülere her maymun için 10 dolar ödeyeceğini söyler. Köylüler çevredeki maymunları yakalayıp getirirler. Yabancı da her maymun için 10 dolar öder.

Bir süre sonra maymunların sayısı azalır.

Bu defa yabancı:

“Bana getireceğiniz her maymun için 20 dolar ödeyeceğim.” der. Köylüler yeniden maymun toplamaya başlar. Ardından fiyat 50 dolara, sonra 100 dolara çıkar.

Fakat bir gün yabancı ortadan kaybolur. Köylülere, yardımcısının geleceğini ve maymunları 200 dolardan satın alacağını söyler. Yardımcı gelir ve köylülere:

“Buradaki maymunların tamamını size 100 dolardan satabilirim. Siz de yabancı geldiğinde 200 dolardan satarsınız.” der.

Köylüler ellerindeki bütün parayı birleştirerek maymunları satın alırlar. Fakat yardımcı da ortadan kaybolur. Yabancı da bir daha gelmez. Hikâyenin borsadaki karşılığı oldukça düşündürücüdür:

Bir varlığın fiyatı sürekli yükselirken insanlar zaman zaman onun gerçek değerini değil, kendilerinden sonra gelecek kişinin vereceği fiyatı düşünmeye başlayabilirler.

İşte burada fiyat ile değer arasındaki fark önem kazanır.

BALİNALAR

Bir de finans piyasalarının “balinaları” vardır.

“Balina”, sahip olduğu sermaye veya pozisyonun büyüklüğü nedeniyle, özellikle likiditesi düşük piyasalarda fiyat hareketleri üzerinde diğer yatırımcılardan daha fazla etkisi olabilen büyük yatırımcı veya kurumu ifade eden piyasa dilidir.

Basitçe şöyle düşünebiliriz:

Küçük yatırımcılar → küçük balıklar

Büyük yatırımcı → balina

Balinanın büyük işlemi → büyük dalga

Balina alım yaptığında fiyat yükselebilir. Küçük yatırımcı piyasaya bakar:

“Demek ki burada önemli bir hareket var.” O da alır. Başka biri bunu görür. O da alır.

Böylece fiyat hareketi yalnızca ekonomik verilerle değil, beklentiler ve sürü davranışıyla da büyüyebilir. Fakat balina satışa geçtiğinde mekanizma tersine dönebilir:

Satış → fiyat düşüşü → endişe → daha fazla satış → daha büyük düşüş.

Elbette burada önemli bir ayrım vardır: Her büyük yatırımcı manipülatör değildir.

Büyük bir yatırımcının büyük işlem yapması tek başına hukuka aykırı bir davranış anlamına gelmez. Aynı şekilde her hızlı yükseliş de “maymun pazarı” değildir.

Asıl soru şudur:

Fiyat neden yükseliyor? Ve belki bundan daha önemlisi: Ben neden alıyorum? Şirketin gerçek değerini mi analiz ettim? Finansal durumuna mı baktım? Gelecekteki beklentilerini mi değerlendirdim? Yoksa sadece: “Herkes alıyor.” diye mi alıyorum?

GÜNDEMDEKİ OLAYIN HATIRLATTIĞI SORULAR

Son günlerde kamuoyunun gündemine gelen bir borsa ve fon tartışması, bu eski hikâyeleri yeniden hatırlattı. Bir siyasetçi ve eşi hakkında belirli hisse işlemleri üzerinden yüksek kazanç sağlandığı yönünde iddialar ortaya atıldı. Söz konusu kişi ise soruşturmanın bağımsız yürütülmesi ve iddiaların açıklığa kavuşturulması amacıyla siyasi görevlerinden ayrıldığını açıkladı. Dolayısıyla burada iddialarla kesinleşmiş hukuki gerçekleri birbirinden ayırmak gerekir. Fakat olayın siyasi tarafını bir kenara bırakırsak, tartışmanın bize hatırlattığı daha genel bir ekonomik soru vardır: Bir varlığın fiyatı neden yükselir ve bu yükseliş hangi noktada gerçek değerle açıklanabilir? Çünkü piyasalarda yalnızca ekonomik veriler değil; bilgi, beklenti, zamanlama, güven, korku ve insan davranışları da fiyatların oluşumunda rol oynar.

İktisat eğitiminin bana kazandırdığı temel bakış açılarından biri de burada önem kazanıyor:

Fiyat ile değer aynı şey değildir. Fiyat, piyasadaki alıcı ve satıcıların belirli bir anda üzerinde uzlaştığı bedeldir. Değer ise şirketin veya varlığın ekonomik temelleriyle ilgili daha kapsamlı bir kavramdır. Aradaki fark büyüdükçe, yatırım kararının dayandığı varsayımlar da daha fazla önem kazanır.

Fakat değerli dostlar hayat bazen insanın önüne bıraktığı küçük bir ayrıntıyı yıllar sonra yeniden hatırlatıyor. Ben o gün borsa çizelgesini bıraktım; fakat borsa, yıllar sonra insan davranışlarını anlamaya çalışırken karşıma yeniden çıktı.

O gün tuttuğum çizelgede belki yüzlerce rakam vardı. Fakat bugün düşünüyorum da asıl önemli olan rakamların kendisi değilmiş. İnsanların o rakamlar karşısında nasıl davrandığıymış.

Belki de borsaya ilişkin en temel soru şu:

“Elimde gerçekten değerli bir varlık mı var, yoksa benden öncekinin bana bıraktığı bir maymun mu?”

Çünkü piyasada bazen en büyük yanılgı, fiyat yükselirken herkesin kazandığını zannetmektir.

Asıl sınav, fiyat yükselirken değil; müzik durduğunda kimin elinde ne kaldığında başlar.

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!