İSLAHİYE’NİN ABDALLARI

Yayınlama: 02.09.2026
A+
A-

Kurtini İslahiye’nin adeta seyir tepesidir.
Oradan bu şirin kasabayı seyredersen üç şeyi hemen görürsün:
Uçsuz bucaksız Ova’yı,tren yolunu ve sırtımızı dayadığımız Amanoslar’ı.
Sıra sıra şehirleri,ilçeleri ve köyleri çevreler ve buraları binlerce yıldır doğal vantilatör gibi serinletip durur.
Kasabamızın en tepesi Kurtini bizim çocukluğumuzun Uludağ’ı, Erciyes’i gibiydi.
Kış gelip de Kurtini beyaza büründü mü bizim için kayak sezonu açılırdı.
Ne kayak takımı ne kızak.
Bir naylon parçası, bir leğen, yırtık bir branda…
Alır başımızı gider Kurtini’den aşağı kayardık.

Üstümüz başımız çamur, ellerimiz buz gibi ama keyfimiz yerine gelirdi.

İşte İslahiye Abdalları tam da o tepenin,o bizim kayak merkezimizin hemen altındaki evlerde otururlardı.

Sabah güneş Kurtini’ye ilk vurduğunda ilk orası ısınır, akşam bir davul sesi inecekse çarşıya ilk oradan inerdi.
Yani onlar mahallenin dışında değil, İslahiye’nin tam kalbine en yakın yerde otururlardı.
Ben onları hep orada bilir ve sevgiyle anarım hâlâ.
Çünkü biz Kurtini’nin altından, o evlerden gelen Abdal çocuklarıyla Pınarbaşı İlkokulunda aynı sınıfı paylaştık.
Beraber okumayı söktük.
Aynı sırayı, aynı kitabı paylaştık.
Sınıf arkadaşlarımı bugün gibi hatırlarım.
Haymalı kardeşler Hüseyin,İbrahim ve İslahiye’nin sevdiği rahmetli boyacı Gazi’nin oğlu Hacı’ydı.
Öğretmen okuma teması verince en gür ses bizden çıkardı.
Ne ayrımız ne gayrımız vardı bizim,hepimiz Pınarbaşı’nın çocuklarıydık.
Çarşamba günleri gelince Kurtini’nin altı şenlenirdi.
Bilirdik ki bugün pazar var.
Haymalı kardeşler derste duramaz, sürekli kulakları paydos zilinde gözleri hep kapıda.
Çünkü o gün evde tavuk ziyafeti var.
Çarşamba pazarı köyden getirilmiş tavuklar alınır, akşam Kurtini’nin altından bütün mahalleye o mis gibi kokular yayılırdı.
Sonra o çocuklar büyüdü, babalarının yolundan gidenler de oldu,Adana,Mersin gibi kentlere yerleşip farklı iş kollarına gidenlerde.

Düğün mü var İslahiye’de?

Uzakta davul sesini duydun mu,tamamdır.
Bizim Abdallar, Kurtini’den düğünlere dağılmıştır demekti.

Davulcu Cin Ali ,zurnacı Güdük İbo,Duran,Cemal ve daha birçokları…
Kasabamızın hafızasından silinmeyen isimlerdir bunlar.
Bizim sıra arkadaşlarımızın babaları,amcalarıydı …

Cin Ali tokmağı bir vurdu mu sanki Kurtini titrer, Güdük İbo zurnayı bir üfledi mi sesi Amanoslar’da yankılanırdı.
Sabaha kadar çalar, en sarhoşun nazını çeker, en coşkulu halayı sırtlarlardı.

Düğün olmayınca bu güzel insanlar asla boş durmazlardı!
Kasabamızda tam çarşının merkezinde boyacı sandıkları dizi dizi olurdu.
Rahmetli boyacı Gazi’de bunlardan biriydi.
Boyacıların en popüleri idi o!
Çarşıda nazı geçen, hatırı sayılır birini gördüler mi laf hazır. “Ağam gel hele, düğünde giyeceğin gibi edelim şunu pırıl pırıl.”
Kim kırabilir ki?
Bir espri, bir kahkaha…
Ayakkabı parlar, o muhabbetin hatırına o bahşiş de mutlaka koparılırdı.
Helali hoş olsun.
O paralar bizim her kasabalı için para değildi,Abdallarımıza olan ödenmesi gereken, gönülden gelen bir sevgi bedeliydi.

İşte bu yüzden bizde Abdal deyince akla sadece davul gelmez!
Abdal demek, o küçük ama gözümüzde kocaman duran tepenin kendisi demekti!
Kışın üstüne naylonla, leğenle kayıp da üstümüz başımız ıslak döndüğümüz çocukluğumuz demekti!.
Abdal demek, aynı sırada harfleri söküp, aynı kalemi paylaştığımız, aynı pencereden çarşamba pazarını gözlediğimiz sıra arkadaşlığımız demekti!
Aynı kasabanın aynı kaderini paylaşanlar demekti!Evinde pişen tavuğun kokusu bizim sokağa kadar gelen komşuluğumuz demekti!
Abdal demek, düğünümüzün en zor anında yorulmak nedir bilmeden sabaha kadar sırtında taşıyan vefa demekti!
Düğün olmayınca çarşıda elinde sandıkla, bir tebessümle, bir hatırla ekmeğinin peşine düşen alın teri demekti..
Abdal, bizden biri demekti ve bizim mahallemiz, bizim çocukluğumuz,bizim İslahiye’miz demekti…

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!