Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Ortadoğu ve Güney Asya jeopolitiğinde kartların yeniden dağıtıldığı, dengelerin baştan yazıldığı tarihi bir dönemeçten geçiyoruz. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’deki Safa Sarayı’nda attığı imzalar, sıradan bir diplomasi trafiğinin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Ankara, Riyad ve İslamabad hattında kurulan bu yeni hat, bölgenin güvenlik mimarisini kökten değiştirmeye aday.
Anlaşmayı asıl çarpıcı kılan unsur, NATO’nun o meşhur kolektif savunma mantığıyla kurgulanmış olması. Yanıt net: Taraf ülkelerden birine yapılan askeri saldırı, hepsine yapılmış sayılacak. Yıllardır dış aktörlerin gölgesinde şekillenen bölgesel güvenlik denkleminde, ilk kez bu denli net ve caydırıcı bir yerli irade sahneye çıkıyor. Üstelik bu birliktelik sadece kağıt üstünde kalan vaatlerden de ibaret değil.
Türkiye’nin savunma sanayiindeki teknolojik hamleleri, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın köklü askeri birikimi aynı masada buluşuyor; istihbarat paylaşımından ortak üretime uzanan devasa bir mekanizma kuruluyor.
Tabii ki bu tabloyu doğrudan bir “savaş bloku” ya da tek bir ülkeye yönelmiş bir tehdit olarak okumak eksik olur. Aksine karşımızda, küresel türbülansların arttığı bir çağda bölgesel aktörlerin kendi göbeğini kendisi kesme hamlesi var.
Mekke’den yükselen bu ortak ses, dışarıdan müdahalelere kapıyı kapatırken bölge ülkelerine “kendi istikrarımızı kendimiz inşa edebiliriz” mesajı veriyor. Önümüzdeki günlerde bu güvenlik şemsiyesinin yeni üyelerle genişleyip genişlemeyeceğini ve küresel güçlerin bu yeni dengeye nasıl pozisyon alacağını hep birlikte izleyip göreceğiz.