Türkiye ile İsrail arasında sert atışmaların yaşandığı günlerde sanki birileri düğmeye basmışçasına terör saldırıları alevlendi. Daha önce ülkemizde eşi benzeri görülmemiş şekilde iki okul saldırısı ardı ardına yaşandı. Bu saldırıların zamanlaması, planlaması, yaşandığı bölgenin aynı olması ve çocukları hedef alması yalnızca bir tesadüf olamaz. İran operasyonunda Amerika ve İsrail’in attıkları ilk bombayı Minab’ta bir kız ilkokuluna atarak 153 çocuğu ve öğretmeni öldürmeleri ve öncesinde ortaya çıkan Epstein skandalları, dünyada ritüel olarak çocuk kanı döken sapkın bir örgütün varlığına işaret ediyordu. Ne yazık ki İsrail ile siyasi atışmaların yaşandığı bir günde ülkemizde de çocuk kanı döküldü. Bu yaşananlar bir tesadüf mü yoksa birbiriyle bağlantılı olabilir mi? Şimdi bunu daha detaylı sorgulayalım.
Önce Bölgemizi Tehdit Eden Siyonizmi Anlamak Lazım
Orta Doğu’nun labirent benzeri siyasetinde; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini doğru okuyabilmek için öncelikle bölgenin kodlarına işlenmiş olan “Siyonizm” ideolojisini doğru tanımlamak gerekir. Bugün Filistin’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a uzanan ateş hattını sadece sınır çatışmalarıyla açıklamak, buzdağının yalnızca görünen kısmına bakmaktır. Çünkü Siyonizm; yalnızca siyasi bir devlet kurma çabası değil, köklerini “Arz-ı Mev’ud” (Vadedilmiş Topraklar) inancından alan yayılmacı bir doktrindir.
Tevrattaki Ayet
Siyonist ideoloji, bugün sahada uygulanan askeri stratejilerin manevi altyapısını oluşturmaktadır. Özellikle Tevrat’ın Tesniye (Deuteronomy) 20:16-17 bölümünde geçen; “RAB’bin sana miras olarak verdiği bu kentlerde soluk alıp veren hiçbir canlıyı sağ bırakmayacaksın” ifadesi, bölgedeki sivil katliamların ve topyekûn imha stratejisinin teolojik motivasyonu olarak sıkça tartışılmaktadır.
Bu inanç sistemi; Nil’den Fırat’a uzanan ve Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni de içine alan geniş bir haritayı kutsal bir hedef olarak görmekte ve topraklarda bir Yahudi devleti kurmayı amaçlamaktadır. Siyonistler Tevrattaki bu ayete dayanarak bu bölgede yaptıkları katliamları meşru olarak görmektedirler.
Baal Kültürü ve Kurban Ritüelleri
Çocuk katliamlarıyla ilişkili bir diğer şey de Baal inancıdır. Epstein Vakası gibi küresel skandallarla yeniden gündeme gelen çocuk istismarı, antik Mezopotamya’nın bu karanlık inancıyla ilişkilendirilmektedir. Antik Mezopotamya’da Bereket tanrısı olarak tapınılan Baal’e sunulan çocuk kurbanları; bugün bölgedeki okul saldırılarının simgesel birer adak olduğu yönündeki yorumları beraberinde getirmektedir. İsrail ve Amerika’nın, İran’a yönelik ilk bombardımanı Minab’taki bir kız ilkokuluna yapması ve burada toplam 153 öğrenci ile öğretmeni katletmesi bu noktada dikkat çekicidir. İranlı yetkililer, bu saldırının Siyonistler tarafından Baal tanrısına çocukları kurban sunmak amacıyla yapıldığını iddia ederek meydanlarda Baal putunu ateşe vermişlerdir. Bunun ardından İsrail Başbakanı Netanyahu, bu put yakma olayını, dini değerlere saldırı olarak niteleyerek sert tepki göstermiştir. İsrail’in Baal putuna yapılan eyleme karşı sert tepki göstermesi, antik çağlarda baal putuna yapılan çocuk kurban etme zihniyetinin günümüz dünyasında hala hayatta olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca İsrail vatandaşlarının içinde olduğu Epstein olayları, İran’da,Filistin’de, Lübnan’da katledilen binlerce çocuk olması bu iddiayı güçlendirir niteliktedir.
Türkiye Hattı: Şanlıurfa ve Kahramanmaraşta Çocuklara Yönelik Toplu Saldırılar
Siyonist genişlemeciliğin bir sonraki hedefinin Türkiye olduğu gerçeği, artık sadece bir komplo teorisi değil; devletin en üst kademelerinde de dile getirilen bir beka sorunudur. Son günlerde Uganda gibi İsrail güdümündeki bazı bölge liderlerinin Türkiye’yi hedef alan kışkırtıcı açıklamaları gündeme yansımış, hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Netanyahu arasında sert restleşmeler yaşanmıştır. Tam da bu diplomatik krizin ortasında; “Vadedilmiş Topraklar” haritasının merkezinde yer alan kadim şehir Şanlıurfa’da bir okul saldırısı girişimi meydana gelmiştir.
Ancak bu ilk saldırıda onlarca çocuk vurulmasına rağmen, çok şükür ki hayatını kaybeden kimse olmamıştır. Yani eğer bu saldırı Siyonistler tarafından organize edildiyse, İran örneğinde olduğu gibi vadedilmiş topraklarda bir çocuk kurban edememişlerdir. Yani ortada çocuk kurban olmadığı için saldırı başarısız olmuş sayılır.
Bunun hemen ertesi günü, bu kez sanki daha profesyonelce hazırlanılmışçasına; üzerine beş silah ve yedi şarjör mermi alan bir saldırgan, yine vadedilmiş topraklar sınırları içerisinde bulunan Kahramanmaraş ilimizde benzer bir saldırıyı gerçekleştirmiştir. Ne yazık ki bu kez saldırıda evlatlarımız hayatını kaybetmiştir. Eğer bu saldırı gerçekten Siyonistler tarafından vadedilmiş topraklarda Baal putuna çocuk kurban sunmak amacıyla yapıldıysa ilk saldırıda kimseyi kurban edememiş ama ikinci saldırıda amaçlarına ulaşmışlardır. Bu durum saldırıların tesadüfi şekilde değil planlı ve birbiriyle bağlantılı olma ihtimalini güçlendirir.
Üstelik bu iddiayı güçlendiren başka deliller de bulunmaktadır. Saldırının hemen ardından yine aynı bölgede bulunan Gaziantep ilimizde bir okul bahçesinde ateş açılmıştır. Yine aynı bölgede bulunan Mersin ilimizde de bir öğrenci okulda silahla yakalanmıştır.
Tamamı aynı bölgede yaşanan bu çocuklara yönelik şiddet olaylarının daha önce ülkemizde eşi benzeri görülmemiştir. Zamanlaması ve konumuyla Siyonizme hizmet ettiğini düşündüren bu saldırılar, tesadüf kavramıyla açıklanamayacak kadar sistematik bir tablo çizmektedir. Saldırganların geride delil bırakmadan ölmeleri veya öldürülmeleri, bu eylemlerin bireysel bir cinnet değil; profesyonel bir istihbarat operasyonu ve açık bir psikolojik harp mesajı olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca büyük çocuk katliamının yapıldığı ikinci saldırının failinin aktif görevde bulunan birinci sınıf bir emniyet müdürünün oğlu olması, silah eğitimi almış olması ve beş adet silah, yedi adet şarjör ve çok sayıda mühimmat temin etmesi de işin içerisinde Mossad gibi istihbarat örgütlerinin olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
Şimdi Soruyoruz?
Bu saldırılar, Siyonistler tarafından Türkiye’ye verilen karanlık birer mesaj ve kendilerine vadedildiğine inandıkları topraklar üzerinde Baal putuna çocuk kurban etme ritüeli olabilir mi? Özellikle saldırıların zamanlaması ve güney illerimizde yapılması hem coğrafi sembolizm taşımakta hem de toplumsal sinir uçlarımıza dokunmayı amaçlamaktadır.
Siyonizmin bölgesel ajandası, artık sadece bir toprak meselesi olmaktan çıkmış; sivil hedefleri ve eğitimi vuran bir terör diplomasisine dönüşmüştür. Türkiye için bu durum, vadedilmiş topraklar hayali kuranlara karşı verilen istiklal mücadelesinin en kritik evresini temsil etmektedir.