AHMET ŞERİF’E İTİRAZ: FEODALİTENİN GÖLGESİNDE TEMBELLİK Mİ İMKANSIZLIK MI?

Yayınlama: 31.03.2026
A+
A-

Yıpranmış ve yorgun bir kitabın sararmış yaprakları düştü önüme. Mesele memleket olunca pür dikkat kesildim İslahiye satırlarına. Yine bataklık ve sazlardan almış nasibini memleket. Üstelik bu satırların yazarı, Üstad Yaşar Kemal gibi kibar da davranmamış zamanın yoksulluğuna. Osmanlı’nın son demlerinde ıslah edilmek üzere ordu gönderen üst fikir, bölgenin refahına pek önem vermemiş olacak ki, İslahiye halkının bitap düşmüş halini cahillik, tembellik ve pislikle yorumlamış yazar.

Bahsi geçen kitap Anadolu’da Tanin. Yazarı Ahmet Şerif Bey’in ilk notları Osmanlı Türkçesiyle Arap-Fars alfabesinden dökülmüş kağıda. Günümüz latin alfabesiyle kitap olarak basılmış hali 1970’li yılların sonuna tekabül ediyor.

Yeni nesil Evliya Çelebi misali Anadolu’nun 1910’lu yıllardaki şeceresini tutmak üzere düşmüş yollara Ahmet Şerif. İstikamet 10 yıl sonra yokluk ve sefalet içinde Kuvayı Milliye destanı yazacak olan Gazi şehrin toprakları olmuş. Ahmet Şerif Efendi İslahiye’yi kaleme aldığı yılları şu şekilde özetlemiş:

“18 Şubat 1910

Hâssa’dan, 14 Şubat pazartesi günü, hareket ettim ve o gün, İslâhiye’ye geldim. İki kazâ merkezinin arası altı saattir. Yol, tabiî, yoktur. Yalnız, bir saat uzayan bir orman geçilince, kim bilir, hangi vakitte yapılmak istenilmiş ve fakat, öylece terk edilmiş, bir şose harâbesi başlıyor ve ba’zân, bütün bütün kaybolarak, ba’zân, enkâzının kalıntılarını göstererek, İslâhiye’ye kadar devam ediyor. Dediğim orman, vâdîde, ovada bulunuyor. Köylüler, ormanı, istedikleri gibi, tahrîb ediyorlar. Orada görülen manzara, üzüntü vericidir.

Her şeyden yoksun olan Hâssa’dan, çıkan bir adamı, yirmi-otuz dükkândan ibâret çarşısı, iki yüze yakın eviyle, İslâhiye, ilk bakışta, biraz tesellî eder. Fakat birkaç gün oturulup da, hayât incelenirse, bu adamların içine karışınca, ma’nen hiçbir fark bulunmadığı görülür.

İslâhiye, bataklık, rutûbetli bir yerde bulunuyor. Halk, sazdan, ottan yapılmış kulübelerde oturur. Bunların içinde, sağlıktan başka, her şey vardır. Abdesthâne bilmezler, lağım yoktur. İhtiyaç duydukları yerde, def-i hâcet ederler. Kasaba, çamur içindedir. İçilen sular açıktan akar, pislikler sulara karışır.”

Öncelikle 1910’lu yıllarda dahi çarşı kültürü olan İslahiye’nin neredeyse 120 yıl önce bile bu özelliğiyle dikkat çekmesi önemli. Gelelim diğer konulara. Bugün hala Batı ilçelerinin yapılaşma düzeni ve altyapı kalitesi maalesef İslahiye’den çok ötede. Bu biraz da tarihin bir kader oyunu İslahiye için. Belki tam küllerinden doğacakken asrın felaketi olan o acı deprem bu ilçeyi yerle bir etti. Belki de yanılıyoruzdur, yeniden doğru bir yapılanma ile hak ettiği yeri bulacaktır. Bilemem, aslında bilirim de yetki sahibi bir politikacı ya da şehir planlamacısı değilim.

O vakitler Ahmet Şerif’in abdesthane bilmezler, sazdan ottan yapılmış kulübelerde oturan halk, sağlıktan başka her şeyin varlığıyla ithaf edilen yaşam alanları, ihtiyaç duydukları her yerde def-i hacet eden insanlar ibaresi, pislik akan suları içen yöre halkı ifadesi gerçekten acımasız belirteçler. Lakin ne görmüşse onu yazmış yazar. Kızmaya da gerek yok.

Aslında Ahmet Şerif’in ilçe halkının kaderini farkında olarak ya da olmadan kaleme aldığı diğer bir kısım ise feodalitenin ezelden beri İslahiye insanının kaderi olduğu gerçeğini yazmasıdır. Anadolu’da Tanin kitabının şu kısımlarına öncelikle göz atalım.

“Hudûdu çepeçevre, kırk-elli sâat devâm ettiği söylenen kazânın, on iki bin nüfûsu tahmin olunuyor. Arâzî, tabiat şartları ise, olağanüstü uygun. Fakat halk yine fakîr, yardıma muhtaç bir durumdadır. O kadar ki, üç-beş hayvânı bulunan bir adam, zenginler, ağalar sırasında sayılıyor.

Bu varlık içinde, bu yoksulluğu doğuran sebebler ve etkenler arasında, tenbellik, câhillik ve ihtiyâçların sınırlı olması kadar, belki daha çok, zorbalık, nüfûzlu kimselerin hükmünü yürütmesi etkilidir. Bugün, İslâhiye, zabtiyyelikten yetişen, Hacı Ağa’nın, sömürgesi demektir. Çarşı, me’mûrların oturdukları evler, hep onundur. Bu, diğer bazı ağalar, yüzlerce, binlerce, dönüm arâziye sâhibtir.”

Benim gözlemlerim ve büyüklerimin hatıraları bu ilçe insanının çalışkan olduğundan yanadır. Öyle ki 90lı yıllarda yaz tatilinde şehirden köyüne gelip kırsal hatıralar biriktirmek hayali olan çocukluğumun garip vedaları var bu konuyla ilgili. Bir kamyonetin evlere yanaşıp temel ihtiyaçlarıyla birlikte köylüyü toplaması ve Kırıkhan, İslahiye ve bazen de Adana’ya götürmesi olayıdır bu iş. Yaz tatilinde köyüne gidip oradaki arkadaşlarıyla türlü oyunlar oynama, derede küçücük elleriyle balık tutmaya çalışma, belki diğer çocuklarla birlikte üç beş oğlağın peşine takılıp kır bayır gezme hayalinin içine eden enteresan vedalardı onlar. Bir çocuk olarak onların yanına köyüne geliyorsun ama onlar tası tarağı toplayıp “Yazıya gidiyoruz” diyerek çekip gidiyor.

El mahkum, küçücük çocukların bile feodaliteye yenilip ekmek parası kazanmak için biber toplamaya, çapa vurmaya, pamuk toplamaya gitmelerine sahne oluyor bu topraklar. Ezelden beri öyleydi hala da öyle. O yüzden Ahmet Şerif’in bu yörenin insanına tembel demesi kısa vadeli analizin altı boş ürünüdür. Zira dönemin bataklıktan ibaret İslahiyesi için bu imkanların bile olmaması, tembelliğin değil imkansızlığın göstergesi sayılabilir.

Ahmet Şerif’in bir başka veryansını da İslahiye’deki hukuksuzluk ve hırsızlık meseleleri. Yazar burada insanların açlıktan ağladığını ve hırsızlık olaylarının neredeyse normal olduğunu ifade etmesi, vaktiyle bölgede zabıtanın, kolluk kuvvetlerinin, mahkemelerin olmayışından kaynaklandığını belirtmesi de bölgenin ıslah edilirken sadece isyan bastırma üzerine işleme tabii tutulduğunu gösteriyor.

Ne diyelim ezelden beri kaderine teslim edilmiş bir yöreymiş burası. Bugün Devlet’i yönetenlerin bile depremden dolayı yapılan her türlü etkinlikte Nurdağı’na kadar gelip, İslahiyelileri ayaklarına çağırma eylemi de geçmişe bir göndermedir belki de. Nostaljik bir esinti ya da ‘Kim kimden daha çok kaderine terk eder bu memleketi’ deyiştir geçmişe.

Sözün sonunda ‘Ne görmüşse onu yazmış adam’ diyerek teselli bulduğumuz ancak memleket insanına hacetini bulduğu yere yapan, pislik sular içen, tembel, cahil, hırsız, sağlıksız insanlar diyen Ahmet Şerif’e rahmet ve dua ile veda edelim. Sen öyle de Ahmed Şerif, biz imkansız bırakılmış coğrafyanın fukara halkıymış diyelim…

Vesselam…

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!