Enerji Çağında Egemenliğin Gerçek Bedeli
Venezuela bugün neden bu kadar konuşuluyor?
Demokrasi mi, otoriterlik mi, liderler mi?
Aslında cevap çok daha sade ve bir o kadar da sert: petrol, maden ve güç.
Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahip olan Venezuela, Orinoco Kuşağı’ndaki ağır petrol yataklarıyla yalnızca bugünün değil, yarının enerji ihtiyacını da doğrudan ilgilendiriyor. Buna altın, koltan, nadir toprak elementleri ve tatlı su kaynakları eklendiğinde Venezuela, küresel güç mücadelesinde görmezden gelinebilecek bir ülke olmaktan çoktan çıkmış durumda.
Ancak modern dünyada enerji zengini olmak, her zaman güçlü olmak anlamına gelmiyor. Aksine, enerji zenginliği, güçlü kurumlar ve dengeli dış politika ile desteklenmediğinde ülkeleri daha kırılgan hale getirebiliyor.
Petrol Zengini Ama Güçsüz Olmak Mümkün mü?
Venezuela yaklaşık 303 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip. Bu miktar, küresel rezervlerin yaklaşık yüzde 17’sine karşılık geliyor. Buna rağmen ülkenin petrol üretimi son on yılda dramatik biçimde düştü. Bugün Venezuela, dünya petrolünün yüzde 1’inden bile azını üretiyor.
Bu tablo, enerji jeopolitiğinin en temel paradoksunu gözler önüne seriyor:
Enerji zengini olmak, enerji gücü olmak anlamına gelmiyor.
Petrol yalnızca ekonomik bir meta değildir; aynı zamanda siyasi güç, dış politika ve güvenlik aracıdır. Kurumsal kapasitesi zayıf, yatırım ortamı bozulan ve teknolojiye erişimi sınırlı ülkelerde petrol, refah üretmek yerine dış baskıyı artıran bir faktöre dönüşür.
Venezuela’nın petrolü de tam olarak bu noktada sorunlu hale geliyor. Orinoco Kuşağı’ndaki ağır petrol, ileri teknoloji ve yüksek sermaye gerektiriyor. Yani Venezuela, petrolüne sahip; fakat onu tek başına, sürdürülebilir ve rekabetçi biçimde işleyebilecek kapasiteye sahip değil.
Hukuk mu, Strateji mi?
Bu bağlamda Nicolás Maduro’nun ABD’de yargılanmak istenmesi yalnızca hukuki bir tartışma değildir; aynı zamanda jeopolitik bir stratejinin parçasıdır. Görevdeki bir devlet başkanının başka bir ülke tarafından yargılanmaya çalışılması, uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalar doğurmaktadır.
Ancak bu yöntem yeni değildir.
Geçmişte Panama örneğinde de benzer bir yol izlendi:
Önce suçlamalar, ardından siyasi ve ekonomik baskı, sonrasında fiili müdahale.
Bugün Venezuela için izlenen yol, bu şablonu fazlasıyla hatırlatmaktadır.
ABD Ne İstiyor?
Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya yaklaşımı çoğu zaman “rejim değişikliği” söylemi üzerinden okunuyor. Oysa mesele bundan çok daha derin.
Washington için temel soru şudur:
Venezuela petrolü Çin’e mi akacak, yoksa Batı merkezli enerji sistemine mi geri dönecek?
Bugün Venezuela petrolünün en büyük alıcısı Çin. Bu durum, Venezuela dosyasını basit bir Latin Amerika krizinden çıkarıp ABD–Çin enerji rekabetinin doğrudan bir parçası haline getiriyor. Yaptırımlar, tanker baskıları, sigorta sorunları ve hukuki söylemler; hepsi petrol akışını yönlendirmeye dönük araçlar olarak devreye sokuluyor.
Bu nedenle Venezuela meselesi askeri değil; enerji merkezli bir kontrol mücadelesidir.
“Sırada Kim Var?” Sorusu
“Sırada Küba ve Kolombiya var” söylemi, tek tek ülkelerden çok bir bölgesel enerji ve güvenlik mimarisini işaret ediyor.
Bu tablo, Latin Amerika’nın yeniden ABD merkezli bir enerji ve güvenlik düzenine sokulmak istendiğini gösteriyor.
Venezuela’dan İran’a, Bölgeye ve Dünyaya Mesaj
Venezuela’da yaşananlar yalnızca Latin Amerika için değil, İran gibi enerji zengini ancak siyasi olarak yalnız ülkeler için de okunmalıdır. Kadın hakları, enflasyon ve hayat pahalılığı gibi iç başlıklar; güvenlik ve enerji söylemleriyle birleştiğinde baskı mekanizmalarının nasıl çok katmanlı işlendiği daha net görülmektedir.
Enerji zenginsen ama güçlü ittifaklara, kurumsal kapasiteye ve teknolojik özerkliğe sahip değilsen, baskı kaçınılmaz hale gelmektedir.
Türkiye Bu Resmin Neresinde?
Türkiye açısından Venezuela meselesi ideolojik bir dosya değildir. Enerji diplomasisi, çok kutuplu dünya arayışı ve denge politikası bağlamında değerlendirilmelidir.
Bir dönem PKK, bugün ise SDG/YPG üzerinden şekillenen tehditler; Suriye sahasında Türkiye’nin enerji ve güvenlik denklemine doğrudan dokunmaktadır. Bu nedenle Ankara’nın Venezuela ile ilişkilerini tamamen koparmaması bir “sessizlik” değil, hesaplı bir denge stratejisidir.
ABD Enerjiyi Nasıl Yönetiyor?
ABD her zaman askeri müdahaleye başvurmaz.
Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde enerji; silah anlaşmaları, yatırımlar ve finansal bağımlılık yoluyla zaten kontrol altındadır. Venezuela gibi ülkelerde bu yöntemler sonuç vermediğinde baskı sertleşmektedir.
Sonuç Yerine: Venezuela Bir İstisna Değil
Venezuela meselesi bir istisna değil, bir uyarıdır.
Enerji çağında asıl soru şudur:
Kaynağa sahip olmak mı önemli, yoksa onu kimin ve nasıl yönettiği mi?
Bugün Venezuela konuşuluyor.
Yarın başka bir ülke.
Dünya, enerjinin giderek stratejikleştiği bir döneme girerken; petrol ve maden zengini ülkeler için baskı dönemi daha yeni başlıyor.