SÜRÜ PSİKOLOJİSİ: BİR SEYAHAT HATIRASI

Yayınlama: 17.01.2026
1
A+
A-

Neredeyse yarım asırdır dünyayı geziyorum. Dolayısıyla çok sayıda ilginç hatıralar ediniyorsunuz. İşte onlardan biri…Yıl, 2005… Aylardan Eylül…

Sakarya Üniversitesi’nden mesai arkadaşlarım (Merhum) Prof. Dr. Harun Taşkın ve (Merhum) Öğretim Görevlisi Ahıska Türkü Numan Yazıcı (Rabb’im her ikisine de rahmet eylesin) ile birlikte, özel aracımızla, Ukrayna’ya (Numan hocanın akrabalarından bazılarını ziyaret etmek için) yola çıkıyoruz. Seyahatimizin detayı ’30 Şubat’ta Doğdum Yerimde Duramıyorum’ isimli kitabımda…

Maceralı bir yolculuk yaparak Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna’ya ulaştık. Kırım’ı özellikle Yalta’yı gördükten sonra dönmek niyetindeyiz. Bir gece Nikoloyev şehrinde geceledikten sonra Kırım’a vardık.  Eski adı Akmescit olan Simferopol şehrinde biraz dolaştık ve burada bir otelde geceledik.

Planımıza göre buradan güneye yani Karadeniz kıyısına inip, Komünist ve Kapitalist dünyanın liderlerinin, dünyanın paylaşım plânlarını yaptığı, ünlü YALTA şehrine kadar gidip orayı gördükten sonra, diğer bir yoldan, kuzeye yönelip, Gözleve (Kezlev) ya da Evapotarya şehrine gelecek, saat 17.00 civarında gümrüğe girecek ve aracımızı Zonguldak’a giden TIR kamyonları taşıyan gemiye yükleyip Türkiye’ye döneceğiz.

Sabahleyin Yalta’ya gitmek amacıyla oteli terk ettik. Sokaklar ve caddelerde hareketlenme yeni başlıyordu. Sivastopol-Yalta yoluna girerken bir akaryakıt istasyonunda aracımızın deposunu doldurup Akmescit’i arkamızda bıraktık.  Civarın yol ve tabiat manzarası fevkalade… Saat 07.00 civarında yol kenarında bir büfe önünde durduk. Çay olup olmadığını sorduk. Varmış… Büfeyi çalıştıran Tatar olduğunu söyleyen bir bayan… Biraz Türkçe biliyor. Çay içtik. Verdiği sıcak su ile termosumuza doldurduk. Sonra da yolumuza devam ettik. Bahçesaray’ı transit geçip, Sivastopol-Yalta yol ayırımından Yalta istikametine yöneldik. Sivastopol’e dönüşte uğramaya karar verdik. Nefis bir Karadeniz manzarası… Her taraf yemyeşil… Sanki “bizim” Karadeniz sahilindeyiz… Bulunduğumuz yerin karşı tarafı Türkiye… Asfalt üzerinde araç çarpmış, yaralı bir sincap gördük. Durup yolun kenarına bıraktık. Önüne de bir miktar da yiyecek bıraktık. Dönüşte tekrar kontrol edeceğiz. Artık sağımızda Karadeniz olmak üzere güzel bir asfalt yoldan Yalta’ya doğru gidiyoruz.

Yolumuz üzerinde, çok sayıda tatil köyü benzeri yerler görülüyor. Zaten bölge, Komünizm döneminde üst yöneticilerin tatil ve mesire yerleriSSCB döneminin Komünist Partisi Politbüro mensuplarının yazlık evleri olan daçalar yaygın olarak bu sahilleri işgal etmiş. Bugün bu daçalar zengin Ruslar ve üst yönetim mensupları tarafından kullanılıyormuş. Bölgede iyi bir alt yapının kurulduğu görülüyor. Yol, virajlı ve iniş çıkışlı olmasına rağmen oldukça vasıflı bir asfalt… Amacımıza yaklaşmak üzeriyiz.

Yalta’ya az bir mesafe kala önümdeki araç sollama yasağını ihlal ederek geçti ve ben de onu takip ederek aynı hatayı yaptım. Zaten hep böyle olur… Bu bir ‘sürü psikolojisi’dir. Mesela, önden giden bir koyunu takip eden çok sayıda koyun bulunur. Eğer bunlardan en başta olan yanlışlıkla uçurumdan atlarsa, diğerleri de hiç tereddüt etmeden, öndekinin doğru yaptığını düşünerek, arkasından atlar ve kendilerini telef ederler.

Biz de böyle bir psikolojinin kurbanı olduk. Yanlış yapanın yanlış yaptığını sorgulamak ve yanlış bilinen bir eylemi, kim nasıl anlarsa anlasın, yanlış bilip yapmamak yerine, sürü psikolojisi kurbanı olarak, yanlış eylemi ben de işledim. Önümde hatalı sollama ile giden aracı takip ederek ben de hatalı sollama yaptım ama tuzağa da düştüm. Biraz ileride trafik polisleri tuzağa düşen “sürü psikolojisi kurbanları”nı bekliyordu… Elindeki sopa benzeri bir nesneyi kaldırarak bana “dur” işareti yaptı. Suçlu insan her yerde suçludur. Suçlu olan da her suç işlediğinde mazeret arar ya da suçtan kurtulmaya çalışır. Ben dahi öyle yaptım. “Eyvah!” dedim ama iş işten geçmişti. Aklıma hemen, Sakarya Üniversitesi’nden bir arkadaşın, bir yıl önce Azerbaycan’da aracıyla seyahat ederken edindiği (!) müthiş (!) tecrübesi (!) geldi. Diyordu ki: Eski Komünist ülkelerde trafik polisleri “dur” işareti verirlerse durmayın! Nasıl olsa sizi takip edecek benzinleri yoktur!

Beynimde çakan bir şimşek sonucu bu kristal tecrübe (!) aklıma geldi ve durmadım. Hatta daha da hızlandım. Polisin, “dur!” işareti bana değil de sanki benim önümdeki aracaymış gibi bir hava vererek polis noktasını, başımı da diğer tarafa çevirerek, hızla geçtim. Oh be, dünya varmış!

Olan oldu… “İnşallah tavsiye eden arkadaşın dediği olur” diyerek, 5 kilometre kadar gittik. Biraz sonra da bir polis aracı sirenlerini çalarak ve megafondan Ukraynaca anons yaparak, durmamı ve aracı sağa çekmemi istedi. Söylediklerini anlamıyorum ama geliş tarzına ve çıkardığı gürültü ve yüksek sese bakılırsa, gelme sebebi, öyle olsa gerek…

Sağa yanaşıp durdum. O da önüme geçip durdu. Memur aracından inip yanıma geldi. Ben de sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranarak ve gayet masum bir pozisyon takınarak Türkçe olarak, “Ne oldu?” dedim. Anlamadı. Ya da işine gelmedi veya anlamak istemedi. Bu defa İngilizce olarak sordum: “What happened, sir?” (Hayrola, memur bey?) …  Memur yüksek sesle, ‘you must stop’ (durmalısın) dedi. (Her halde ‘durmalıydın’ demek istiyor) diye hışımla bağırdı. Ben de İngilizce olarak: “Evet, durmalıydım ama bana işaret ettiğinizi anlamadım. Öndeki araca işaret ettiniz sandım” dediysem de adam ısrarla, “You must stop!” dedi.

Anlaşılan, başka bir İngilizce ifade de bilmiyordu. Araca binip dönmemizi işaret etti. 5 km kadar gidip kontrol noktasına geri döndük. Aracı uygun bir yere çektik. Diğer bir polis memuru başka bir polis aracı içinde, direksiyon başında… Beni buraya getiren memur tarafından, sürücü koltuğunda oturan memurun yanına oturtuldum. Araçta ikimiz varız… Memur ceza evrakının başlık kısımlarını hazırlamış ve “bak ceza yazarım ha! Çorba parasını ver ve git” der havasında… Bildiğim kadarıyla, buralarda polis trafik cezası yazarsa, araç orada bağlanıyor ve sürücü kesilen ceza makbuzunu alıp bankaya gidiyor. Cezayı yatırıp dekontunu getiriyor ve arabasını alıp yoluna devam ediyor.

Bizim ne kadar ceza yazılacağına, nereye yatırılacağına veya nerede banka olduğuna dair hiçbir bilgimiz yok… Üstelik de 6–7 saat sonra Türkiye’ye gidecek gemiye yetişme mecburiyetimiz var. Bir yığın İngilizce-Türkçe laf etmeme, pek çok el-kol hareketi yani beden dili cümleleri kurmama rağmen adam bırakmıyor. Polis, Nuh diyor, Peygamber demiyor!  Yani, ‘çorba parasını almadan, ne söylersen söyle… Hangi dili konuşursan konuş… Bunların hepsi hikâye’ demeye getiriyor.

Tabii, ben bunların hepsini çok iyi biliyorum da… Ceza vermeden gitmenin bir çıkış yolu bulabilir miyim mücadelesi veriyorum. Bulunduğumuz yer Kırım olduğu için, belki de memurlardan Tatar kökenli biri çıkar da ‘bize yardımcı olur’ beklentisi de yok değil… Bu sebepten konuşma ve beden dili kullanma arasında bazı Türkçe ifadeler de serpiştiriyorum. Ama nafile… Çare yok, rüşvet vereceğim. Elimi cebime attım bir miktar 1, 5 ve 10’luk Amerikan Doları çıkardım. İngilizce olarak şöyle dedim: “Şunları al da bizi bırak… Bak birkaç saat sonra Gözleve’ye gidip gemiyle Ukrayna’dan ayrılacağız. Paramız da kalmadı”. Böyle dedim demesine de  söylediklerimi adamın anlayıp anlamadığını da anlayamadım.

Polise, “tüm param bu kadar” demeye getirerek, 10 doları gösterdikten sonra, kendisine uzattım.  “Bu az, olmaz!” diye işaret etti, almadı. Ben de 5 doları da 10 dolar ile birleştirip 15 dolar olarak tekrar uzattım. Buna da başını salladı. Kabul etmedi. Son bir hamle ile üç banknotu da uzatım ve “başka da yok” işareti yaparak ellerimi ovuşturdum. Polis bunu da az buldu, beğenmedi. Birkaç dolar daha verme niyetiyle, cebimde biraz daha para araştırırken, yanlışlıkla çıkan 100 doları görür görmez, “Hah, bu olur” dedi. Ben de çok iyi biliyorum, aylık gelirin 50 dolar bile olmadığı memlekette 100 doların kıymetini! Elbette ki, “o, olur”.

Büyük bir mücadeleden sonra, dışarıda bekleyen Harun Hoca’dan bir miktar daha takviye dolar alıp, 100 doları vermekten zor kurtuldum. Yaklaşık 40 dolarla vaziyeti kurtardım. Gitmemize izin verdiler…

Hey Büyük Allah’ım, Hey! Her tavsiyede bulunanın tavsiyesine uymak, edinilmiş her türlü dâhiyane ve kristal tecrübeden yararlanmak şart mıdır?

 

MOBİL REKLAM ALANI