2026’ya Girerken Devasa Ama Mutsuz Bir Akaryakıt Sektörü
Bir dönem çocukluğumuzun hayallerinden biriydi “petrolcü olmak”.
Sebebi basitti: Para kazanılırdı, itibarı vardı, sürekliliği vardı.
Bugün 2026 yılının başındayız.
Petrol hâlâ stratejik, enerji hâlâ vazgeçilmez, akaryakıt hâlâ hayatın merkezinde.
Ancak artık mesele sektöre girmek değil, sektörde kalabilmek.
Türkiye’de yeterli sermayeniz, finansal yapınız ve kredibiliteniz varsa;
— istasyoncu olabilirsiniz,
— lojistikçi olabilirsiniz,
— müteahhit olabilirsiniz.
Çok yüksek akademik birikim gerekmeyebilir, iş bir şekilde yürür.
Ancak yürüyen iş artık yetmiyor.
Çünkü sahneye yeni bir kuşak çıktı:
Hazıra konan ama hazırlıklı gelen “junior patronlar.”
Bu kuşak;
markanın dijital dünyadaki algısını,
finansal tabloların dilini,
hukuki riskleri,
pazarlamanın tüketici psikolojisini biliyor.
Ve belki de sektörün bugünkü sancısı tam olarak burada başlıyor.
2026 Gerçekleriyle Devasa Ama Mutsuz Bir Sektör
Türkiye’de yaklaşık 13 bin akaryakıt istasyonu faaliyet gösteriyor.
Sadece istasyonlarda 200–250 bin kişi istihdam ediliyor.
LPG, madeni yağ, otomasyon, pompa, inşaat, lojistik, kurumsal kimlik, sektör medyası ve düzenleyici yapıların tamamı düşünüldüğünde bu ekosistem milyonlarca kişiyi etkileyen devasa bir yapı.
Ancak 2026’ya girerken sektörün ortak duygusu şu:
“Ciro var, hareket var ama mutluluk yok.”
Neden?
Çünkü artık maliyet kalemleri sessizce değil, yüksek sesle artıyor:
• Asgari ücret artışları ve buna bağlı personel maaşları,
• Elektrik ve su giderleri,
• Muhasebe ve hukuk hizmet bedelleri,
• POS ve ödeme sistemleri maliyetleri,
• Sık fiyat değişikliklerinden doğan stok zararları,
• Dağıtıcının hizmet ve kalite anlayışının yerine getirilmesi için harcanan ekstra giderler,
-Ve tüm bunların üzerinde giderek daralan kâr marjları.
Sonuç:
Yüksek ciro – düşük net kazanç – yüksek stres.
“Ekonomik Katma Değer” Sorunu: Para Kazanmak Yetmiyor
Bugün ister dağıtım şirketi olun ister bayi;
bilançoda iki nokta kırmızı yanıyor:
1. Marj paylaşımı sonrası kalan net kâr
2. Finansman giderleri
Bu noktada hayati bir kavram devreye giriyor:
Ekonomik Katma Değer.
Ekonomik katma değer şunu sorar:
“Bu işe koyduğun öz sermaye, sana gerçekten ilave bir değer yaratıyor mu?”
Eğer yarattığınız kazanç, sermaye maliyetinizin üzerindeyse sorun yoktur.
Ama değilse; çok çalışıyor olsanız bile farkında olmadan fakirleşiyorsunuzdur.
Bugün sektörün mutsuzluğu, tam olarak bu soruya net cevap verememesinden kaynaklanıyor.
EPDK ve 55–45 Mesajı: Aynı Tablonun İki Yüzü
Düzenleyici kurumlar durduk yere oran telaffuz etmez.
%55 bayide kalacak şekilde marj paylaşımı, sektörel romantizm değil;
tarihsel tecrübeye dayalı bir denge arayışıdır.
Ancak sahada iki farklı gerçeklik var:
Bir tarafta;
• İstasyon tadilatı, yenileme ve kurumsal kimlik yatırımları nedeniyle
• Dağıtıcılardan hibe almak zorunda kalan, %55–45 oranına razı olmak durumunda kalan bayiler…
Diğer tarafta ise;
• Pazar lideri olmayan dağıtıcılardan %85–%95’e varan marj payı alarak, Satış hacmini artırmaya çalışan istasyoncular…
Bu tablo bize şunu gösteriyor:
Sektörde sorun tek bir oran değil, oranların sürdürülebilirliği.
Kısa vadede yüksek marj cazip görünüyor olabilir.
Ama uzun vadede sistem, kendi dengesini sert şekilde geri alır.
Kredi Kartı Çıkmazı: Ticari Taksinin Sahip Olduğu Hak
Bugün bir ticari taksiye biniyorsunuz.
Kredi kartı ile ödüyorsunuz ve komisyonu ödüyorsunuz.
Kimse bunu yadırgamıyor.
Akaryakıt istasyonuna gelince;
yüksek POS maliyetleri,
yüksek ciro,
ama farkı yansıtmak ayıp gibi algılanıyor.
Oysa geçmişte bu uygulama vardı.
Sonra promosyon oldu.
Sonra herkes yaptı.
Sonra zarar normalleşti.
Bu bireysel bir sorun değil, sektörel bir refleks hatasıdır
ve yine sektörel bir çözüm gerektirir.
Fiyatlama Kaosu ve Stok Zararı Gerçeği
Bugünkü fiyatlama sistemi;
seyrek ama yüksek tutarlı değişimlere neden oluyor.
Sonuç:
• Zam öncesi tanker kuyrukları,
• İstasyonlarda izdiham,
• Gereksiz stoklama,
• Lojistikte yoğunluk,
• Bayi tarafında stok zararları.
Daha küçük ama daha sık fiyat güncellemeleri;
operasyonu sadeleştirir,
algıyı yumuşatır,
maliyeti kontrol edilebilir hale getirir.
Bu teknik bir mesele değil, yönetim tercihidir.
Bir Parantez: Deneyim, Yayınlar ve Sektörel Hafıza
Otuzbeş yılı aşan sektör tecrübesi,
akademik çalışmalar,
Türkiye petrol piyasası, Türkiye Petrol Borsası, televizyon reklamlarının marka tercihinde reklamın etkisi, marka ve pazarlama iletişimi ile sektör üzerine yapılan onlarca yayınlarımın en önemli noktası bize şunu net söylüyor:
Fiyat tek başına liderlik getirmiyor.
Kalite, hizmet, güven, iletişim ve kurumsal duruş her zaman kazandırıyor.
Bu gerçeği en iyi uygulayanlar bugün pazar lideri.
Sonuç Yerine; Sektör Bitmiyor, Şekil Değiştiriyor
Akaryakıt sektörü geçmişte çok daha zor dönemleri atlattı.
Bugün de atlatır.
Ama bir şartla:
Artık refleksle değil, stratejiyle yönetilirse.
Artık hacimle değil, değerle ölçülürse.
Artık alışkanlıkla değil, profesyonellikle ilerlenirse.
Petrol hâlâ güçlü.
Ama artık kazanç;
sadece pompadan değil,
akıldan, disiplinden ve dengeden geliyor.