Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bugünlerde malum Liselere Giriş Sınavı ya da kısaca LGS sonuçları açıklandı. Kısa bir süre sonra da Yükseköğretim Kurumları Sınavları açıklanacak.
Konu önemli.
Her yıl lise tercihleri döneminde binlerce aile aynı soruyla karşı karşıya kalıyor:
“Çocuğum okumak istemiyor. Sanayiye mi vereyim, halk tabiriyle ticaretçi mi yetiştirmeliyim yoksa zorlayıp okulda mı tutayım?”
Aslında bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Çünkü her çocuğun yeteneği, ilgisi ve hayata bakışı birbirinden farklıdır. Ancak kesin olan bir gerçek var ki; ne eğitimsizlik ne de zorla sürdürülen bir eğitim, gençlerimizi mutlu bir geleceğe taşır.
Toplum olarak yıllarca “Oku da adam ol.” anlayışıyla yetiştik. Üniversite diplomasının her kapıyı açacağına inandık. Fakat bugün görüyoruz ki binlerce üniversite mezunu iş ararken, yetişmiş kaynakçı, elektrikçi, torna ustası, otomotiv teknisyeni ve mobilyacı bulmakta zorlanıyoruz.
Bu durum, meslek sahibi olmanın değerini yeniden hatırlattı.
Ancak buradan şu sonuç çıkarılmamalıdır:
“Okumak istemeyen herkes sanayiye gönderilsin.”
Hayır…
Henüz 13-14 yaşındaki bir çocuğun “Ben okumayacağım.” demesi, hayatı boyunca aynı kararı vereceği anlamına gelmez. Ergenlik dönemindeki birçok genç derslerden sıkılabilir, motivasyonunu kaybedebilir veya yanlış arkadaş çevresinin etkisinde kalabilir. Böyle bir dönemde verilecek acele kararlar, ileride büyük pişmanlıklara dönüşebilir.
Önce şu sorunun cevabı aranmalıdır:
Çocuk gerçekten akademik eğitime mi uygun değil, yoksa eğitim sisteminden mi uzaklaştı?
Eğer teknik becerileri güçlü, üretmeyi seven, el işlerinde başarılı bir gençse; Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, çıraklık eğitim merkezleri ve organize sanayi bölgelerindeki eğitim programları onun için çok doğru bir tercih olabilir.
Çünkü günümüzün sanayisi artık eski sanayi değil.
Bilgisayar destekli üretimden robotik sistemlere, CNC tezgâhlarından elektrikli araç teknolojilerine kadar birçok alanda hem bilgi hem de beceri gerekiyor. Yani sanayiye giden bir gencin de eğitimden kopmaması şart.
Diğer taraftan istemediği halde sadece “Millet ne der?” düşüncesiyle okul sıralarında yıllarını geçiren gençler de ne kendilerine ne de ülkeye fayda sağlayabiliyor.
Asıl yapılması gereken; çocuğun ilgi alanını keşfetmek, rehber öğretmenlerden destek almak ve ona uygun bir yol haritası çizmektir.
Unutulmamalıdır ki başarı sadece üniversite diplomasıyla ölçülmez.
İyi bir mühendis de değerlidir, iyi bir doktor da…
Ama işini severek yapan iyi bir usta da en az onlar kadar değerlidir.
Önemli olan çocuklarımızı diplomaya değil, hayata hazırlayabilmektir.
Belki de ailelerin çocuklarına sorması gereken soru şudur:
“Okumak istemiyor musun?”
yerine,
“Hayatta hangi işi severek yapacağına birlikte karar verelim mi?”
İşte o zaman hem eğitim kazanır hem meslek kazanır hem de ülkemiz gerçekten nitelikli insan gücüne kavuşur.