GARİBANLIĞIN KİTABINI YAZAN ADAM AFAT

Yayınlama: 17.07.2026
A+
A-

Ne zaman aklıma Afat gelse onu anlatmak, yazmak gelir içimden.Ama yüreğime bir hüzün çöker, vazgeçerim.
Afat’ı anlatmak öyle zor ki dostlar.
Kelimeler belleğimde yığıldıkça ağırlaşır, elim yazmaz olur.Çünkü o, hayatın acımasız yüzüydü.
Küçük bedeniyle isyancı, bütün yoksulluğuyla onurluydu. Çocukluğumuzda oldukça sevimli ve hoş gülüşlüydü. En iyi gülleyi, en iyi alt-üstü, dalyayı, çelik çomağı da o oynardı. Yenildiğinde mazlum yüzlü olurdu. Kazandığında ise o göl yeşiline çalan gözlerinde nilüferler açardı.

Küçüklüğümüzde bütün çocukların Himalayasıydı, Kurtini Tepesi! Adeta kayak merkeziydi orası. Yüzlerce çocuk sırada kaymak için beklerken,Afat hep önde hep ilk sıra onun olurdu.

Reşo Dayı bıkmıştı bahçe hırsızlarından.
Her akşam mis gibi taptaze biber, patlıcan, domates…
Bahçelerin eriklerini talan eder, bekler ve paylaşırdı o!

Birlikte büyüttük çocukluğumuzu.
Başka mahalleden bize mi gelmişlerdi, bizden başka mahalleye mi gitmişlerdi bilmem şimdi.
Ama dostluğun Şah-ı Merdanı’ydı o.
Çocuklara, simit, tatlı, buz satmayı, sinemada çekirdek satmayı,kahvede komilik yapmayı öğretendi o.

Neler yapmadı ki?
Gün oldu fırıncı, ciğerci, pazarcı, simitçi, kahveci, gazozcu…
Küçük bedeniyle mazlumların Şah-ı idi o…

Garibanlığı ilk defa işe yaramıştı.O yıllarda devlet bakanıydı Ahmet Karahan. Afat onu çok sevdiğini ve Sağlık Bakanlığına atanması için gereken yardımı yaptığını her fırsatta dile getirirdi.
Ölene dek Ahmet Karahan’a vefalı ve sadık kaldı.

“- Ah, kalemin kırılsın Kenan Paşa, ah!
– Garibanın tavuğu hiç çift doğurur mu?”
Afat, eylül sancılarıyla kıvranıyordu.Duyduk ki düzene karşı gelmiş güya!
“Bayrak asmamış” iftirasıyla yaktılar garibanı. Hasret bıraktılar yıllarca vatanına, toprağına.
Attılar memurluktan onu.

İstikamet Ankara.
Kahve köşeleri, açlık, yokluk, yoksulluk.
Biliyoruz ki Afat’ın içini atılan iftira yakıyordu.

Zaman ne kadar geçti bilmem. Asıl adı Yakup Orhan’dı. Düğünü olacaktı. Bütün dostları bir aradaydı. Aman Allah’ım,o da ne!
Asker, polis! Afat izinsiz ve kaçak girmişti İslahiye’sine. Hemen il dışına çıkarılmalıydı.
En mutlu gününde, hayatın en acı yüzüyle bir kez daha yüzleşti o!

Uzun yıllar Ankara’dan ne getirirse herkes alırdı. “İhtiyacım yok, kaç liraydı?” demeden.

Hayat takmıştı bir kere ona. Böbrekleri bitmişti. Bunca zulümden, sıkıntılardan, baskılardan…

Afat’ın eylül sancıları nasıl bitti bilmiyorum.
Çünkü bizleri de savurmuştu eylül rüzgarları kendi topraklarımızdan uzaklara.
Hafızamda kalan son yıllarında aynı mahallede buluşmuştuk bir daha.
Eylül’de yaşadığı acıların iftira olduğunu mahkemede ispatlamış, maddi tazminat kazanarak bütün namussuzlukları mahkûm etmişti.
İsyanı vardı hayata. Gökyüzüne attığı mermilerdi hırsı, öfkesi. Sanki anlamıştı hayatın ona son çalımını atacağını.

Son sözüm,gecikmiş bir teşekkürdür sana:
Bir yılbaşı gecesiydi. Hani oyunlarda elin marifetliydi ya senin. Bana göz kırpmıştın.
“- Ökkeş, sen yanıma geç.”
Sen yoksuldun, garibandın ama dostluğun Şah-ı Merdanı’ydın sen.
Dostların seni unutmadı Afat.
Hâlâ kaldırdığımız kadehlerde “şerefine” dediğimiz adamsın sen.

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!