ESKİ BAŞKAN KAVAK’TAN YAZILI AÇIKLAMA

ESKİ BAŞKAN KAVAK’TAN YAZILI AÇIKLAMA
Yayınlama: 16.07.2026
A+
A-

Eski Nurdağı Belediye Başkanı Ökkeş Kavak deprem ve yargı sürecine ilişkin açıklama yaptı
GAZİANTEP – 6 Şubat depremlerinin ardından tutuklanan eski Nurdağı Belediye Başkanı Ökkeş Kavak, cezaevinden yaptığı yazılı açıklamada deprem gerçeği, yargı süreci ve afet yönetimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kavak açıklamasında şunları kaydetti:

Değerli Hemşehrilerim,
6 Şubat 2023 günü meydana gelen depremlerde yıkılan aile binamızın yapımında hiçbir ilgim ve faaliyetim olmadığı halde inşaatın bitiminden sekiz yıl sonra alınan inşaat ruhsatında sadece kağıt üzerine müteahhit görünmemden dolayı Belediye Başkanlığı görevini yürütürken 25.02.2023 günü tutuklandım. (bu konu ile ilgili tüm yargı süreçlerini bir sonraki paylaşımda geniş bir şekilde açıklayacağım)
39 ay boyunca haksız ve hukuksuz bir şekilde kaldığım İslahiye, Tarsus ve Türkoğlu cezaevlerinde depremden dolayı tutuklu olan; Hatay, Kahramanmaraş ve diğer deprem bölgesi illerinden 150’den fazla kişi ile aynı koğuşlarda kaldım.
Halen cezaevinde geçirdiğim bu süreçte deprem ve yargılamalar ile ilgili başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere; TBMM, AFAD, onlarca üniversite, Mühendisler Odası, bir çok kamu kurum ve kuruluşlarının deprem bölgelerinde yaptıkları saha çalışmaları neticesinde hazırlanan deprem raporları, deprem uzmanlarının hazırladığı onlarca bilimsel makale, mahkemeler tarafından alınan yüzlerce bilirkişi raporları ve onlarca dava dosyası ve mahkeme kararlarını okuma fırsatım oldu.
Deprem gerçeği ve deprem davalarında yargılama süreçlerini bilimsel tespitlere dayanarak iki bölüm halinde sizlerle paylaşacağım. Yazılarım biraz uzun ama faydalı olacağına inanıyorum.

DEPREM GERÇEĞİ
Bilindiği üzere yaklaşık üç buçuk yıl önce 6 Şubat 2023 günü 04:17’de merkez üstü Pazarcık (Narlı civarı) olan yerin 8,6 km derinliğinde, 7,8 büyüklüğündeve 120 saniyeye yakın süren sarsıntısı ile asrın en büyük felaketi olarak nitelendirilen bir deprem yaşadık.
Narlı civarında olan deprem merkez üssü Türkoğlu ilçesine 24 km, Nurdağı ilçesine 29 km ve Pazarcık ilçe merkezine 32 km uzaklıktadır.
Bu deprem Doğu Anadolu fay hattı üzerinde bulunan Çelikhan, Erkenek, Gölbaşı, Pazarcık, Kahramanmaraş, Türkoğlu, Nurdağı, İslahiye, Hassa ve Kırıkhan ilçesinden geçerek Antakya’ya kadar uzanan yaklaşık 320 km uzunluğundaki fay hattında bulunan üç segmentin (parçanın) ardışık veya eşzamanlı kırılması ile sarsıntı süresi olağanüstü derecede uzamıştır.
ODTÜ raporlarına göre bu üç segmentin (parçanın) kırılmasının karmaşık yapısı, yönlülük etkileri ve kısa süreli tetikleme mekanizmaları deprem süresini uzatarak fay hattının geçtiği yerleşim yerlerinde çok büyük yıkıcılığa ve can kayıplarına neden olmuştur.
04:17’de gerçekleşen bu depremden 10 dakika sonra Nurdağı ilçemize bağlı Ataköy mahallesinden başlayıp, Şatırhöyük’e kadar uzanan 16 km uzunluğundaki Sakçagözü segmenti olarak bilinen fay hattının kırılmasıyla 6,8 büyüklüğünde çok güçlü artçı bir deprem daha meydana gelmiştir.
Yine aynı gün saat 13:24’te merkez üssü Elbistan olan 7,6 büyüklüğünde yıkıcı ve can kayıplarına neden olan büyük bir deprem daha yaşadık.
Bu depremlerin kendine özgü olağan dışı ve öngörülemez niteliklerine bakıldığında bu coğrafyanın son 2000 yılında yaşadığı en büyük felaketlerden biri olduğu ve jeoloji açısından benzersiz bir deprem olduğu da kayıtlara geçmiştir.
Binaların yıkılmasına etki eden en büyük faktör; bu depremin hem Kuzey-Güney, hem Doğu-Batı, hem de düşeyde üç yönlü meydana getirdiği ve 2 dakikaya yakın süren büyük sarsıntı neden olmuştur.
Depremden etkilenen 11 ilde resmi kayıtlara göre 53.000’den fazla vatandaşımız yaşamını yitirmiştir.
Hatay’da 22.000 kişi
Kahramanmaraş’ta 12.600 kişi
Adıyaman’da 8.400 kişi
Malatya’da 3.400 kişi
Osmaniye’de 970 kişi
Gaziantep merkezde 600 kişi
Diyarbakır’da 412 kişi
Urfa’da 374 kişi
Adana’da 410 kişi
Kilis’te 74 kişi
Nurdağı ilçesinde 2.400 kişi
İslahiye ilçesinde 1.600 kişi
Nizip ilçesinde 51 kişi hayatını kaybetti.

▪️ 122.000’den fazla kişi yaralandı.
▪️ İlk gün 40.000 bina yıkıldı.
▪️ 11 ilde 518.000 konut ağır hasar aldı.
▪️ 6 Şubat ile 6 Mayıs 2023 arası 34.000 artçı deprem meydana geldi.
▪️ Deprem sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşadı.
▪️ Depremler yaklaşık 350.000 km karelik bir alanda hasarlara yol açtı ve 14 milyon kişiyi etkiledi.
▪️ Deprem dolayısıyla Türkiye’de en yüksek 4. seviyeden acil durum ilan edildi.
▪️ Türkiye ve KKTC’de yedi gün, Kosova, Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Bangladeş’te bir gün süreyle ulusal yas ilan edildi.
▪️ 102 ülke Türkiye’ye yardım talebinde bulundu, 94 ülkeden 141.000’den fazla kişi arama kurtarma çalışmalarına katıldı.
▪️ Depremin Türkiye’deki maliyeti 148 milyar dolar olarak hesaplandı.
▪️ Bu depremler yalnızca Türkiye’de değil, Suriye, Lübnan, Kıbrıs, Irak, İsrail, Ürdün, İran ve Mısır gibi ülkeleri de kapsayan geniş bir coğrafyada etkisini gösterdi.

6 Şubat depremleri, 17 Ağustos 1999’da Gölcük’te gerçekleşen 7,4 büyüklüğündeki depremin 2,5-3,5 katına tekabül etmektedir.
Herkesin aklına şöyle bir soru gelebilir! 6 Şubat depremlerinde bu kadar fazla can kaybına neden olan binalar nasıl ve hangi nedenlerle yıkıldı?
Genelde böyle felaketlerde sorumluluğu; günah keçisi haline getirdiğimiz birkaç müteahhitin üzerine yıkarak kurtulacağımızı zannedersek kendimizi kandırmış oluruz.
Çünkü bu sorun yapısal ve çok aktörlü bir “ sistem sorunudur.” Bir defa depremde binaların nasıl ve hangi nedenlerle yıkıldıklarının bilimsel olarak açıklanması, fevkalade karışık ve zor bir konudur.
Yine de aşağıda yazdığım nedenlerden birçoğunun beraberce veya hepsinin birlikte binaların yıkılmasına sebep oldukları söylenebilir.
▪️ Depremin gerçekleşen ivme değerinin olağan dışı büyüklüğü ve şiddeti,
▪️ Bu iki depremin derinliklerinin yüzeye yakın olmaları hissedilme ve etkileme yüzdelerini arttırması,
▪️ Binaların yapım ve denetim süreçlerindeki eksiklikler ve hatalar,
▪️ Statik projenin tasarım ve hesaplarında eksiklik ve hatalar,
▪️ Hatalı malzeme ve işçilik uygulamaları,
▪️ İmar barışı altında kaçak yapılara hukuksal meşruluk verilmesi,
▪️ Fay hatlarına yakın yerlerde hatta fay hattının üzerinde denetimsiz ve düzensiz şekilde yapılaşmaya izin verilmesi,
▪️ Kullanılan binalarda oturanların klima, doğal gaz gibi ve sair tesisatların çekiminde veya duvar kaldırma ekleme gibi binanın taşıyıcı sistemini etkileyen müdahalelerde bulunulması,
▪️ Zayıf zeminlerin taşıma kapasitesi dikkate alınmadan yapılaşmaya açılması,
▪️ İmar planlarının çoğunlukla deprem risk analizlerinin yapılmadan oluşturulması,
▪️ Yapıların anayasası olan deprem yönetmeliklerindeki yetersizlikler,
Bir kısmını saydığımız bu nedenler, bir zincirin parçaları gibidir, birinde hata olduğunda diğerlerinin doğru çalışması bile binayı kurtaramaz. Bu nedenle olay sadece bireysel ihmal değil “entegre sistem güvenliğinin” çökmesidir.
Ülkemizde can kayıplarının yaşandığı bir deprem olduğunda herkesin aklına şu soru geliyor; Rusya ve Japonya gibi ülkelerde çok büyük depremlerlerde neden daha az yıkıcılık ve can kayıpları oluyor?
Çünkü bu ülkeler 8–9 büyüklüğünde meydana gelen depremlerle yaşamayı öğrenmişler. 70-80 yıl önce can ve mal kayıplarının yolunu doğru mühendislik hesapları ile en aza indirmişler. Yerleşim yerleri için yapılan imar planlarını depreme göre planlamışlar. Tehlikeli bölgelerde inşaat katsayısını ve malzeme türünü sınırlamışlar ve hafif malzeme ile yapımı esas almışlar.
Bu ülkelerdeki imar ve yapı mevzuatı çok katı ve tavizsiz bir denetim ile yürütülmektedir.
Mesela Japonya’da kurulu olan erken uyarı sistemi ile sismik deprem dalgaları yüzeye ulaşmadan saniyeler önce milyonlarca telefona alarm gönderiliyor. O anda hızlı tren ağları otomatik frenleniyor, doğal gaz şebekeleri otomatik kesiliyor.
Bu gibi ülkeler olayı sadece inşaat ve beton olarak görmüyor. Yani kusursuz bir mühendislik ve sivil disiplinle depremi yenmeye çalışmıyor, ona rağmen onunla yaşamayı biliyorlar. Bir de okyanus açıklarında meydana gelen depremlerin yerleşim yerlerine uzaklığı deprem etkisini azaltıyor.
Bizim depreme karşı hazırladığımız bu ülkelerin tam tersidir. Bu 100 yıl içerisinde 1939 yılında meydana gelen Erzincan depreminde çok fazla can kaybı yaşadık, deprem o gün bize uyarıyı verdi. “ hazırlıklı olun yine geleceğim” dedi.
Biz ne yaptık bol bol hamaset dolu laflarla günü kurtarmaya çalıştık. Zar zor 1975’te bir deprem yönetmeliği hazırladık. İnşaatları kısmen de olsa mevzuata uygun hale getirmeye çalıştık. Fakat gerçek bir depremin politikası geliştiremedik, sıkı bir imar veya yapı sistemi kuramadık, yasalar kağıt üzerinde var, riskli yapı stoklarını dönüştürmediğimiz gibi, düzensiz yapılaşmalara göz yumduk.
Yetersiz de olsa imar mevzuatları çıkarttık, ama kaçak yapılaşmayı bugün dahi önleyemedik.
Depremlerde yaşamanın yolu ancak bütüncül bir afet kültürü oluşturmaktan geçiyor.
Öncelikle depreme dayanıklı yapılar konusunda uzman mühendislerin yetiştirilmesi gerekiyor. İmar ve yapı mevzuatının çok katı ve sıkı bir denetime tabi olması lazımdır. Yapı denetim kuruluşlarının yeniden gözden geçirilmesi ve saha uygulamalarındaki etkinlikleri çok sıkı bir denetime tabi tutulmalıdır. Risk altındaki depreme dayanıksız milyonlarca yapının çok hızlı bir şekilde dönüşümü sağlanmaya çalışılırken diğer taraftan mühendislik hizmeti ve yapı ruhsatı almayan milyonlarca kaçak ve kayıtsız yapının engellenmesi, izin verilmemesi gerekiyor. İnşaat ve imar mevzuatı tavizsiz uygulanmalıdır.
Bütüncül afet kültürü derken; hazırlıklarımız sadece inşaat ile değil; kriz yönetimi, eğitim, tatbikat, hızlı müdahale kapasitesi, altyapı gibi bir çok tedbiri afet öncesinde almaz isek alamadığımız her önlem, deprem sonrası yaşanacak acılarımızın bir ön sözü olur.
Sonuç olarak 6 Şubat felaketinde meydana gelen netice sistemsel bir sorundur, politik karar vericilerden kamu kurum ve kuruluşlarına, belediyelerden, Yapı denetim kuruluşlarına, AFAD’dan, Çevre Şehircilik Müdürlüğü’ne, Müteahhitten, Fenni sorumluya, şantiye şefine, zemin etütcüsüden, statik ve mimari proje müelliflerine, yetkili beton laboratuvarlarından, demir ve beton işçiliği yapanlara, malzeme temin eden firmadan, yapı sahibine, depremden sonra iletişim sorunu yaşatan GSM operatörlerine, ulaşımın aksamasıyla enkazda kurtarma çalışmalarının gecikmesine neden olan sorumlu karayolları gibi kuruluşlara kadar herkesin büyük can kayıplarının yaşanmasında sorumluluğu bulunmaktadır.
Hem deprem merkez üstüne yakınlığı, hem de kırılan fay hattının ilçemizden geçmesinden dolayı depremin etkisi Nurdağı ilçemizde olağanüstü can kaybına neden olmuştur.
Depremden yarım saat sonra; yaralı olduğum halde Belediye Başkanı olarak hızla sahaya çıktım. O zamanki ilçe kaymakamımız Sayın Sinan Korkmaz ile beraber enkazlara koştuk. Her şey bir kıyamet günü gibiydi.
İlçemizde intikal eden Koordinatör Valilerimiz ile kriz merkezini faaliyete geçirdik. Tutuklandığım 25.02.2023 gününe kadar gece gündüz demeden ailemden ve akrabalarımdan 30’dan fazla kişinin cenazesine dahi katılamadan, ilçe insanlarının, kurtarılma, barınma ve yeme içme gibi çoklu sorununu tüm ekiple beraber çözmek için hep koşturduk.
O dönem ilimizden sorumlu bakan olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un gayretli çalışmaları ile görevli valilerimiz, AFAD yetkilileri, emniyet personelimiz, jandarma personellerinin, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sayın Latif Karadağ’ın, Gaziantep Milletvekillerimizin, Valimizin, Büyükşehir Belediye Başkanımızın, parti gözetmeden ilçemize yardıma gelen tüm belediyelerin, yardıma koşan tüm vatandaşlarımızın deprem yaralarının bir nebze sarılmasında çok büyük emek ve gayretleri olmuştur. Hepsine çok teşekkür ediyorum.
Depremden hemen sonra 11 ilde yeniden seferberlik başlatarak üç yıl içerisinde 450.000’den fazla konut yaparak büyük oranda barınma sorununu gideren başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Çevre Şehircilik Bakanımız Murat Kurum olmak üzere emeği geçen herkese saygı ve şükranlarımı sunarım.
Rabbim bu millete böyle felaketleri bir daha yaşatmasın.

Kaynak: guncelhaber27

error: Guncelhaber27.com Telif Hakkından Dolayı Korunmaktadır !!