Adana
Adıyaman
Afyon
Ağrı
Aksaray
Amasya
Ankara
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Iğdır
Isparta
İstanbul
İzmir
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şanlıurfa
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Türkiye’de son günlerde akaryakıt tabelalarına baktığımızda yalnızca rakamların değiştiğini görmüyoruz. Aslında değişen, günlük hayatımızın maliyeti.
Benzin 80 TL’ye, motorin 89 TL’ye dayanmış durumda. Önümüzde ise motorinde yaklaşık 6,62 TL’lik yeni bir artış beklentisi var. Bu gerçekleşirse motorinin litre fiyatı İstanbul’da 95-96 TL seviyelerine yaklaşacak. Bazı bölgelerde ise 100 TL sınırının görülmesi artık şaşırtıcı olmayacak.
İşte tam bu noktada insanın aklına şu soru geliyor:
Motorin gerçekten 100 TL olacak mı?
Bence asıl sorulması gereken soru bu değil.
Motorin 100 TL olduğunda hayatımız ne kadar pahalanacak?
Enerji ve petrol piyasaları uzmanı Prof. Dr. Ayhan Erdem’in değerlendirmeleri, meselenin sadece Brent petrol fiyatlarından ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Bugün petrol fiyatlarının yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki ulaşım sorunları, Orta Doğu’daki rafineri kapasite kayıpları, Rus rafinerilerine yönelik saldırılar, tanker navlunları ve sigorta maliyetleri de akaryakıt fiyatlarını yukarı doğru itiyor.
Yani pompaya yansıyan rakamın arkasında dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan gelişmeler var.
Fakat Türkiye açısından başka bir gerçek daha var.
Motorin sadece aracın deposuna girmiyor
Benim gazetecilik hayatım boyunca sahada en çok gördüğüm gerçeklerden biri şu oldu:
Bir ürünün fiyatı yalnızca üretildiği yerde belirlenmiyor. O ürünün tarladan fabrikaya, fabrikadan depoya, depodan markete ulaşması gerekiyor.
Bütün bu süreçlerde ise motorin var.
Çiftçinin traktöründe motorin var.
Kamyonun deposunda motorin var.
TIR’ın deposunda motorin var.
Belediye otobüsünde, servis aracında, dağıtım aracında motorin var.
Dolayısıyla motorindeki her ciddi artış, bir süre sonra yalnızca araç sahiplerinin değil, hepimizin cebini etkiliyor.
Bugün akaryakıt istasyonunda 6 liralık, 7 liralık artış olarak gördüğümüz rakam; yarın taşımacılık maliyeti, üretim maliyeti ve gıda fiyatı olarak karşımıza çıkabiliyor.
Bu nedenle Prof. Dr. Ayhan Erdem’in “Asıl mesele akaryakıtın 100 TL’yi geçip geçmemesi değil” değerlendirmesini oldukça önemli buluyorum.
Çünkü gerçekten de mesele tabeladaki üç haneli rakam değil.
100 TL psikolojik bir eşik
Motorinin 100 TL’yi aşması ekonomik olduğu kadar psikolojik de bir eşik olacak.
İnsanlar bir depoyu doldurmanın maliyetini hesaplayacak.
Esnaf aracının yakıt giderini hesaplayacak.
Çiftçi tarlasına giderken mazot hesabı yapacak.
Nakliyeci taşımanın maliyetini yeniden belirleyecek.
Ve bütün bu hesapların sonunda o maliyet bir şekilde vatandaşın sofrasına kadar gelecek.
Bugün markette karşılaştığımız yüksek fiyatların nedenlerini konuşurken akaryakıtı göz ardı etmek mümkün değil.
Çünkü motorin ekonominin görünmeyen damarlarından biri.
Vergi tamponu küçülürken zam daha fazla hissediliyor
Türkiye’nin akaryakıt fiyatlarındaki artışın tamamını vergiye bağlamak da doğru değil.
Savaş ve küresel enerji şoklarının etkisini azaltmak amacıyla uygulanan eşel mobil sistemi önemli bir tampon görevi gördü. Ancak bu sistemden kademeli olarak çıkılmasıyla birlikte uluslararası piyasalardaki yükselişlerin pompaya yansıması daha fazla hissediliyor.
Burada devletin de zor bir denklemle karşı karşıya olduğunu düşünüyorum.
Bir tarafta bütçe dengeleri ve vergi gelirleri…
Diğer tarafta vatandaşın satın alma gücü…
Bir tarafta küresel petrol piyasalarındaki gelişmeler…
Diğer tarafta Türkiye’nin bu gelişmelere ne kadar dayanabileceği…
Bu denklem kolay değil.
Avrupa da aynı sorunla karşı karşıya
Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş yalnızca Türkiye’ye özgü değil.
Avrupa’da da benzin ve motorin fiyatları yükseliyor. Fransa, Almanya ve İngiltere’deki rakamlar bunun küresel bir enerji maliyeti sorununa dönüştüğünü gösteriyor.
Ancak Türkiye gibi ulaştırma maliyetlerinin ekonomik hayat üzerinde çok güçlü etkisinin bulunduğu ülkelerde bu artışın vatandaş üzerindeki hissedilen etkisi daha fazla olabilir.
Çünkü bizde motorin yalnızca bir enerji ürünü değil.
Motorin, üretimin ve taşımacılığın temel girdilerinden biri.
Akaryakıt istasyonları da değişmek zorunda
Bu gelişmelerin başka bir sonucu daha olacak.
Elektrikli araçların yaygınlaşması…
Bugün elektrikli otomobillerin pazar payının yaklaşık yüzde 19 seviyesine gelmiş olması, otomotiv sektöründeki dönüşümün artık uzak bir gelecek olmadığını gösteriyor.
Akaryakıt istasyonları da buna göre kendini değiştirmek zorunda kalacak.
Belki geleceğin istasyonu sadece benzin ve motorin satılan bir yer olmayacak.
Hızlı şarj noktası…
Market…
Kafe…
Dinlenme alanı…
Hizmet merkezi…
Yani istasyon kavramının kendisi değişecek.
Prof. Dr. Erdem’in söylediği gibi, yüksek akaryakıt fiyatları bu dönüşümü daha da hızlandırabilir.
Son söz: Tabeladaki rakamdan daha büyük bir mesele
Ben bir gazeteci olarak sahada vatandaşın, esnafın, çiftçinin ve üreticinin maliyet hesabını her geçen gün daha fazla yaptığını görüyorum.
Bu nedenle motorinin 100 TL olup olmayacağı elbette önemli.
Ama bence bundan daha önemli olan şu:
100 TL’lik motorin, hayatımızın hangi kalemlerini beraberinde yukarı taşıyacak?
Eğer motorin 100 TL’yi aşarsa sadece depomuz daha pahalı dolmayacak.
Tarlanın maliyeti, kamyonun taşıma bedeli, fabrikanın üretim gideri, esnafın işletme maliyeti ve nihayetinde vatandaşın market alışverişi de bundan etkilenecek.
O yüzden bugün akaryakıt tabelasına bakarken sadece “Motorin 100 TL oldu mu?” diye sormayalım.
Asıl soruyu soralım:
“100 TL’lik motorinin Türkiye ekonomisine ve vatandaşın sofrasına maliyeti ne olacak?”
Çünkü bazen bir istasyondaki fiyat tabelası, aslında ülkenin ekonomik fotoğrafının en görünür halidir.