Bulunduğumuz çağda farkında olmadan her şeyi ölçüyoruz.
Adımlarımızı, kazancımızı, kalorimizi… Hatta sevgimizi bile.
Kim daha çok aradı?
Kim daha fazla fedakârlık yaptı?
Kim daha çok hak etti?
Oysa sevgi bir muhasebe işi değildir. Sevginin terazisi olmaz. Sevginin bordrosu, dekontu, alacak-verecek tablosu yoktur. Sevgi; karşılık bulduğu için değil, içten geldiği için vardır.
Gerçek sevgi, “Ben bunu yaptım, sıra sende.” demez.
Yaptığını hatırlatmaz.
Yorgunluğunu göstermez.
Fedakârlığını büyütmez.
Bir annenin uykusuz gecesinde hesap yoktur.
Bir babanın sessiz fedakârlığında alacak hanesi yoktur.
Bir dostun zor gününde yanında oluşunda faiz işlemez.
Çünkü saf sevgi yatırım değildir.
Kâr beklemez.
Geri dönüş garantisi istemez.
Bugün ilişkilerimizin çoğu neden bu kadar kırılgan, biliyor musunuz? Çünkü sevgiye sözleşme muamelesi yapıyoruz. Şart koyuyoruz. Limit belirliyoruz. “Ben bu kadar sevdim, o daha az sevdi.” diyerek sevgiyi yarıştırıyoruz.
Oysa sevgi yarıştırıldığında küçülür.
Hesaplandığında eksilir.
Şarta bağlandığında kirlenir.
Sevgi ya vardır ya yoktur.
Varsa hesapsızdır.
Belki de bu yüzden en kıymetli sevgiler sessiz olanlardır. Gösterişsizdir. Sosyal medyada ilan edilmez. Büyük cümleler kurmaz. Ama zor günde omuz olur, karanlıkta ışık olur, düştüğünde el olur.
Sevgi deftere yazıldığında değil; kalpte taşındığında anlamlıdır.
Çünkü sevginin hesap defteri yoktur.
Olsa olsa vicdanı vardır.