Yıl: 2001 Romanya Başkent Bükreş Merkez Çavuşesku Meydanı…
Her yıl gerçekleştirdiğim yurtdışı seyahatlerimden birinde Romanya’nın başkenti Bükreş’teyim. Bir minibüste birkaç arkadaş geziyoruz. Başkent gezisini tamamladıktan sonra ülkenin doğusunda Karadeniz kıyısındaki, Türklerin yoğun olarak yaşadığı, Osmanlı’nın Dobruca Bölgesi’nin en önemli şehri olan Köstence şehrine gitmek üzere Çavuşesku Meydanı’ndan Başkent’e veda edeceğiz. Aracı arkadaşım kullanıyor ve ben önde şoför mahallindeyim. Ana bulvarda ilerliyoruz ve bir yol ayırıma geldik. Köstence yol levhası ya yoktu ya da biz göremedik. “Ne yapalım kime, nasıl soralım?” derken bir kırmızı ışıkta durduk.
Yurt dışı seyahatlerimde benim hiç lisan problemim olmaz… İngilizcem var ama eski Sovyet ülkelerinde İngilizcenin hiçbir faydası yoktur. Çünkü İngilizce ‘dünyayı sömüren zalim kapitalizmin sömürü dilidir… Böyle ilkel bir dilin sıradan vatandaşa, yani proletaryaya ne faydası olabilir ki… Bu dilin ancak, kapitalizmi ortadan kaldıracak olanların, yani üst kademe proletarya olan elit tabakanın bir kısmı tarafından bilinmesi yeter’… Bu sebepten söz konusu ülkelerde normal vatandaş arasında İngilizce bilen nadir insana rastlarsınız. Ona da denk gelirseniz. Buralarda en iyi anlaşma ve iletişim dili “Beden Dili”dir. El-kol hareketi yaparak dünyanın her yerinde –biraz zorlansanız da– anlaşabilirsiniz.
Yol sormalarda veya şehir ismi telaffuzları söz konusu olduğunda en kolay yöntem, şehrin veya yolun ismini onların bileceği ve anlayabileceği bir şekilde, mesela haritadan bakarak, Bir kâğıda yazmak ve onu soracağınız kişiye göstermektir… Böylece o da Beden Dili ya da diğer bir ifade ile Vücut Dili’ni kullanarak size yardımcı olur.
Benim kullandığım yöntemin en önemlisi ise, soruyu muhataba önce TÜRKÇE sormaktır. Karşıdaki kişinin kim ve hangi milletten olduğunu bilmek önemli değildir. Önce Türkçe soracaksınız, anlaşılmadıysa, İNGİLİZCE olarak konuşacaksınız, o da anlaşılmıyorsa artık son yöntem Vücut Dili’ni yani el-kol hareketlerini konuşturacaksınız…
Aracımızla kımızı ışıkta beklerken, hemen yanımda duran aracın sürücüsüne işaret ettim. Camı açtı… Kafasını dışarı çıkarıp:
— Ne diyorsun?” Der gibi baktı.
Ben de Türkçe olarak:
— Gardaş Köstence’ye nasıl gidilir, biliyor musun? Diye sordum.
Verilen Türkçe cevap müthişti:
— Valla Gardaş, Türkiye’den ben de yeni geldim. Bilmiyorum. Kusura bakma…
Hey Büyük Allah’ım, Hey!…
Şu işe bakın…
Koca Romanya’da, milyonluk Bükreş’te yol soracak başka insan mı kalmadı?