Son yıllarda dünyada en hararetli tartışma başlıklarından biri “yapay et”. Laboratuvarda üretilen et, kimilerine göre çevreyi kurtaracak bir devrim, kimilerine göre ise sofraya uzanan tehlikeli bir deney. Fakat biz bu tartışmayı izlerken, Türkiye’de hayvancılığın geldiği nokta sessizce göz ardı ediliyor.
Bir zamanlar kendi kendine yeten nadir ülkelerden biri olan Türkiye, bugün kırmızı etten canlı hayvana, yem hammaddesinden damızlığa kadar ithalata bağımlı bir yapı içinde. Çiftçi sayısı her yıl azalıyor, kırsal alanlar boşalıyor, ahırlar kapanıyor. Gençler artık hayvancılığı bir gelecek olarak görmüyor. Çünkü tablo net: artan yem maliyetleri, yetersiz devlet destekleri, plansız ithalat politikaları ve sürdürülemez üretim modeli, küçük ve orta ölçekli üreticiyi ayakta tutmayı imkânsız hâle getirdi.
Bu sorunların en görünür yanlarından biri, dar gelirli ailelerin sofrasındaki et eksikliği. Bugün kırmızı et, çoğu aile için ayda bir görülen bir misafir hâline geldi. Hayvancılık sadece et üretimi değil; kırsal istihdam, kültür ve ekosistem demektir. Meraların boş kalması, küçük üreticinin üretimden çekilmesi yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kültürel bir kırılmayı da beraberinde getiriyor.
Tam da bu noktada, dünyada yapay et konuşulmaya başlandı. Gerekçeler hep aynı: çevresel sürdürülebilirlik, iklim krizi ve hayvansal üretimin karbon ayak izi. Elbette bu başlıklar önemli. Ancak şunu sormadan edemiyoruz: Geleneksel hayvancılığı ayakta tutamayan bir ülkede, yapay et gerçekten çözüm mü?
Laboratuvarda üretilen et yüksek teknoloji ve yüksek maliyet demektir. Kısa ve orta vadede geniş halk kesimleri için ucuz ve erişilebilir bir alternatif olması mümkün değildir. Sorun teknoloji değil, politik tercihler ve uzun vadeli strateji eksikliğidir. Çiftçinin desteklenmemesi, ithalatın plansız şekilde teşvik edilmesi ve üreticinin maliyet yükünün artırılması, yapay et tartışmasının önüne geçmeden önce çözülmesi gereken temel sorunlardır.
Hayvancılığı çökerten politikalar sadece ekonomik sonuçlar doğurmuyor. Aynı zamanda kırsal yaşamı ve kültürü de tehdit ediyor. Köyler boşalıyor, meralar atıl kalıyor, genç nüfus kentlere göç ediyor. Laboratuvarda et üretilebilir; ama köyü, merayı, üreticiyi yeniden yaratamazsınız. Bu, teknolojik bir çözümün sosyal gerçekliği değiştiremeyeceğini gösteriyor.
Türkiye’de hayvancılığın sorunları birçok boyutuyla ele alınmalıdır:
Yapay et tartışmaları elbette takip edilmeli, bilim ve teknolojinin gelişimi önemlidir. Ancak gıda egemenliği ve halkın sofrası, yerli üreticiyi güçlendirmeyen politikalarla tehlikeye atılmaya devam ediyor. Yapay et bir gün sofralara gelebilir; ama şu anki koşullarda temel sorun olan üretici ve meralar göz ardı ediliyor.
Politikalar, küçük ve orta ölçekli üreticiyi desteklemeli; meraları ve ekosistemi korumalı; yem politikalarını planlamalı ve uzun vadeli stratejiler geliştirmelidir. Bunun yerine, yapay et tartışmaları gündemin önüne geçiyor ve halkın gerçek sorunları görünmez hâle geliyor.
Sorulması gereken sorular açıktır:
Yapay et, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle gelecekte bir seçenek olabilir. Ancak gıda güvenliği, sosyal sürdürülebilirlik ve halkın ekonomik erişimi, yerli üretici desteklenmediği sürece laboratuvar etine bağlanamaz. Sağlıklı olan; bilimsel gelişmeleri takip ederken, çiftçiyi güçlendiren, merayı koruyan ve hayvancılığı stratejik bir alan olarak gören politikaları hayata geçirmektir.
Laboratuvarda et üretilebilir, ama köyü, merayı ve üreticiyi yeniden yaratamazsınız.
Türkiye’de asıl tartışılması gereken konu budur, yapay et değildir. Çiftçinin desteklenmesi, kırsal alanların korunması ve sürdürülebilir hayvancılık politikalarıdır. Aksi hâlde, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sofradaki eksiklik ve halkın mağduriyeti değişmeyecektir.