Ortadoğu yine diken üstünde. İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, ABD’nin de dahil olduğu askeri hamlelerle birlikte bölgeyi bir kez daha büyük bir çatışma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktı. Her kriz anında olduğu gibi Türkiye’de de aynı soru yankılanıyor: “Türkiye savaşa mı gidiyor?”
Soğukkanlı cevap şu: Hayır. Türkiye bugün itibarıyla bir savaşın tarafı değil. Ancak coğrafya kaderdir sözü, tam da böyle zamanlarda anlam kazanır. Çünkü savaş yalnızca cephede değil; sınırda, diplomaside, ekonomide ve hatta zihinlerde başlar.
Türkiye’nin konumu hassas. Bir yanda İran ile uzun bir kara sınırı ve tarihsel ilişkiler, diğer yanda NATO üyeliği ve Batı ile stratejik bağlar. Böyle bir tabloda Ankara’nın attığı her adım yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurur. Bu nedenle son açıklamalara bakıldığında Türkiye’nin doğrudan bir askeri angajmandan ziyade diplomatik bir dili tercih ettiği görülüyor. Saldırıların kınanması, taraflara itidal çağrısı ve arabuluculuk sinyalleri… Bu refleks, aslında Türkiye’nin kriz zamanlarındaki geleneksel denge politikasının bir yansıması.Fakat mesele sadece “savaşa girer miyiz, girmez miyiz?” sorusu değil. Asıl mesele, bölgesel bir savaşın Türkiye’yi dolaylı olarak nasıl etkileyeceği. Enerji fiyatları artabilir, ticaret yolları zarar görebilir, yeni göç dalgaları oluşabilir. Küresel piyasalar kırılgan; jeopolitik riskler arttıkça ekonomik baskı da artıyor. Savaş ihtimali bazen kurdan, bazen petrol fiyatından, bazen de toplumsal psikolojiden kendini gösterir.
Toplumdaki kaygının nedeni de bu. İnsanlar yalnızca askeri bir cepheyi değil; belirsizliği hissediyor. Çünkü Ortadoğu’da başlayan her yangının dumanı mutlaka Türkiye’ye kadar geliyor. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var: Her kriz savaşa dönüşmek zorunda değildir. Diplomasi, çoğu zaman manşetlere yansıyan füze görüntülerinden daha sessiz ama daha etkilidir.
Bugün için tablo net: Türkiye savaşta değil. Ancak bölgesel gerilim yüksek ve dikkatli bir denge siyaseti gerekiyor. Türkiye’nin önündeki sınav, askeri güçten çok stratejik aklı kullanabilme sınavıdır.
Belki de asıl soru şudur: Savaşın eşiğinde miyiz, yoksa diplomasinin eşiğinde mi?
Cevabı, atılacak adımlar belirleyecek